Skip to content Skip to left sidebar Skip to right sidebar Skip to footer

PDK-BAKUR

SALVEGERA DAMEZRANDINA PARTIYA ME PÎROZ BE!

11.07.2021

56 sal berê, rojek wek îro, 11ê tîrmeha 1965an, partiya me bi navê xwe yê wê demê wek Partiya Demokrata Kurdistan – Tirkiye (PDK-T), li Amedê, li paytexta dilê kurdan, ji aliyê pênc lehengên welatperwer ve hat damezrandin. Wan lehengan ev bûn: Serokê yekem Seîd Elçî (Pêşmergê Welat), Şakir Epozdemîr (Evîndarê Welat), Derwêş Akgul (Jîrek), Emer Turhan (Bendeyê Welat), û Şerafeddîn Elçî (Dûrnas). Fayiq Bûcak jî piştre tevlî wan lehengan bû û wekî serok hate hilbijartin.

Partiya me ji roja damezrandina xwe ve doza mafên miletê kurd û azadiya axa Kurdistanê wekî rêbaz da pêş xwe û ji wê rojê vê li ser heman xeta neteweyî û welatperwer xebata xwe dimeşîne.

Îro jî partiya me bi wan bîr û bawerî û hestên welatperwerane yên 55 sal berê ji bo armanca Kurdistanek serbixwe xebata xwe didomîne û heta wê roja pîroz jî dê bê rawestan têbikoşe.

Bijî Kurd û Kurdistan!

PDK-Bakur

DIJMINATIYA KURDAN ÎDEOLOJIYA FERMÎ A DEWLETA TIRK E

21.05.2021

Wek tê zanîn, berî du roja li ser rêya Mersîn û Antalayayê malbateke kurd ji başûrê Kurdistanê ji ber ku kurd in rastî êrîşa nîjadperestên tirk hatin. Êrîşkarên tirk dijî netewa kurd qiseyên nexweş û neşirîn derbirîn û nefreta xwe beramberî Kurdan qêriyan û karê kuştina zilamê malbatê kirin, û endamê 12 salî yê wê malbatê birîndar kirin.

Piştî ku êrîş kete rojeva medyaya kurd, waliyê Mêrsînê yê dewlata dagirker daxwiyaniyekê bi raya giştî re parve kir û têde got ku ew bûyer bes ji ber aloziyeke trafîkê derketiye. Lê di eynî wextî de serokê baroyek yê kurd û çend parêzerên din ku çûbûn ji bo parêzeriya malbata navborî bikin, li nexweşxanê rastî êrîşa polîsên tirk hatin û polîsan berdewam arîşe derxistin, û têkiliya malbata kurd û parêzerên wan ji aliye dozger ve hat astengkirin.

Ev helwesta dezgehên mêtîngeriyê bi xwe îddîaya wn a “êrîşeke etnîkî û nîjadperestî nîne” derewçîn derdixe. Êrîşa ku malbata Kurd ya başûrê Kurdistanê rast hatî ne bûyereke normal û ji rêzê ye. Gelê kurd li Tirkiyê rojane tûşî êrîşên nîjadperestî dibe û taloke ya êrîşan roj bi roj zêde dibe. Ji bo nîjadperestên tirk ferq nîne ku kurdek ji kîjan parçeyî ye, ji bo wan hemî yek in.

Nefretkirina ji kurdan yek ji pêkhateyên herî bingehîn a îdeolojiya fermî ya dewleta tirkan e. Armanca mezin a îdeolojiya dewleta tirk jî qirkirina netewa Kurd e. Em dibînin ev siyaseta dijî kurdan ji aliyê piraniya gelê tirk ve hatiye pejirandin, û ev nîjadperestiya tirkan li hemî qadên jiyanê xwe li ser me kurdan ferz dike.

Partiya me PDK-Bakur, paşêroja gel û netewa me di nav sîstema dewleta dagirker de nabîne û dabînkirina derfet a pêkve jiyanê bi gelê tirk re qebûl nake. Tekane rê û çareserî li bakûrê Kurdistanê avakirina dewleteke serbixwe ye. Partiya me bi vê boneyê banga xwe ya ji bo gelê kurd ya xwerêxistinkirinê û siyaseta netewî dûbare dike.

PDK-Bakur

KÜRT DÜŞMANLIĞI TÜRK DEVLETİNİN RESMİ İDEOLOJİSİDİR

15.05.2021

Bilindiği gibi, iki gün önce Mersin-Antalya karayolunda Güney Kürdistanlı bir aile sırf Kürt oldukları için Türk ırkçıları tarafından saldırıya uğradı. Saldırganlar, Kürtlere karşı etnik nefret içeren küfürler savurmuş, aile babası olan şahsı öldürmeye çalışmış, yine ailenin 12 yaşındaki çocuğunu yaralamıştır.

Saldırının Kürt medyası tarafından duyurulmasından sonra sömürgeci devletin Mersin valiliği bir açıklama yayımlayarak olayın trafikte yaşanan basit bir kavga olduğunu iddia etmiştir. Oysa, aynı saatlerde ailenin avukatlığını yapmak için hastahanede bulunan Kürt baro başkanı ve diğer avukatlara karşı sömürgeci devletin polis gücü negatif bir tutum takınarak sürekli sorun çıkartmış, sonrasında da aile ile avukatların ilişkisi bizzat savcı tarafından koparılmak istenmiştir. Sömürgeci kurumların bu tavrı bile “ırkçı saldırı yok” iddiasını yalanlamaktadır.

Güney Kürdistanlı ailenin maruz kaldığı saldırı münferit bir olay değildir. Türkiye’de Kürt halkı her gün ırkçılığa maruz kalmakta, saldırıya uğrama tehlikesi yaşamaktadır. Üstelik hedefe konan Kürdün nereli olduğu, hangi devletin vatandaşı olduğu önemli değildir. Saldırıya uğraması için Kürt olması yeterlidir.

Kürt nefreti Türk resmî ideolojisinin en önemli unsurlarından biridir. Türk devletinin inşa ettiği bu resmî ideolojinin en büyük hedefi Kürtleri tarih sahnesinden silmektir. Ancak, devletin bu anti-Kürt siyasetinin aynı zamanda Türk halkının da çoğunluğu tarafından benimsenmiş olduğunu görüyoruz. Türk toplumsal ırkçılığı kendisini yaşamın her alanında göstermekte, Kürdü yok etme arzusunu pratiğe dökmektedir.

Partimiz PDK-Bakur, halkımızın Türkiye devleti içerisinde bir geleceğinin olmadığını, Türk halkıyla ortak bir yaşam tesis etme imkanının bulunmadığını, Kuzey Kürdistan halkının ayrılma hakkını kullanarak bağımsız devletini kurmasının tek çözüm olduğu yönündeki görüşlerini yeniler, halkımızın bu doğrultuda örgütlenerek siyaset yapması çağrısında bulunur. PDK-BAKUR

TÜRK DEVLETİNİN SALDIRI VE İŞGALİNE HAYIR DİYORUZ!

03.05.2021

Türk Devleti, birkaç yıldır Kürdistan’ın 3 parçasında işgal savaşları yürütüyor. Herşeyden önce bu savaş haksız bir savaştır ve işgal insanlık suçudur. Bu savaş aynı zamanda hukuksuzdur, kanunsuzdur. Bu savaş Kürd kazanımlarını ortadan kaldırmaya, Kürdistan’ın özgürlük ve bağımsızlık mücadelesini önlemeye yöneliktir.

Son dönemlerde, Yakın Doğu ve orta Doğu’da Kürdistan ulusal hareketi üzerinde önemli etkileri bulunan siyasi olayların hızına yetişilmiyor. Kürdistan’ın düşmanları ve işgalcilerinin saldırıları ise gün geçtikçe artıyor.

Kürdistan’ın işgalci devletleri sadece bir parçada değil, tüm Kürdistan’daki ulusal kurtuluş mücadelesi ve Kürd halkının kazanımlarına karşıdırlar. Kürd ulusal hareketinin önüne geçmek ve Kürd halkının ulusal kazanımlarını ortadan kaldırmak için tüm güçleriyle çaba sarf ediyorlar, kendi aralarında dayanışıyorlar, işbirliği anlaşmaları imzalıyorlar.

Kürdlerin ve öteki halkların inkarı üzerine kurulan Türk Devleti, kuruluşundan günümüze kadar Kürdleri soykırım ve asimilasyona tabi tuttu. Bu amaçla sadece Kuzey Kürdistan’da değil, aynı zamanda tüm Kürdistan’da işgal politikası uyguluyor. Uluslararası hukuk normlarını ayaklar altına alarak, komşu devletin (Irak ve Kürdistan Bölgesi ) egemenlik halkını çiğneyerek Güney Kürdistan’da gerçekleştirdiği vahşi saldırıların nedeni budur ve bu saldırılar 30 yıldır devam etmektedir.

Türk Devleti her zaman PKK’nin Güney Kürdistan’daki varlığını saldırıları için gerekçe olarak gösterdi, gösteriyor. Ama bu doğru değil. Doğrusu, artık PKK Kuzey Kürdistan’da Türk Devleti’ne karşı savaşmıyor ama devlet PKK’nin varlığını bahane ediyor. Devletin başlıca amacı Güney Kürdistan’ı işgalidir, federasyonu ortadan kaldırma ve bu parçada devletleşmeyi önlemektir. Bu kirli amaçlarını gerçekleştirmek için Güney Kürdistan’da kalıcı askeri üsler kuruyor ve kurduğu bu üslerin sayısını günden güne artırıyor. Açıktır ki PKK de Güney Kürdistan’daki çabasıyla, eylem ve yürüttüğü politikasıyla Türk Devleti’nin saldırı ve işgaline daha elverişli bir zemin yaratıyor.

Türk Devleti sadece Güney’de değil aynı zamanda Batı Kürdistan’da da işgalci politika yürütüyor. Hemen her gün YPG-PYD bahanesiyle Kürdler tarafından idare edilen bölgelere saldırıyor, İşbirlikçisi İslami gurupların eliyle Batı Kürdistan’ın demografik yapısını bozuyor. Türk Devleti’nin temel amacı Kürdlerin kazanımlarını ortadan kaldırmak, Güney ve Batı Kürdistan koridorunu engellemektir.

İşgalci olan sadece Türk Devleti değil. Kürdistan’ı işgal eden devletlerden biri olan Suriye de Kürd kazanımlarının düşmanı ve bu durum son dönemde Qamışlo kentinde HSD ile Suriye ordusu ve Suriye Devleti’ne bağlı silahlı guruplar arasında yaşanan çatışmaların nedenidir. Suriye devletinin bulunmadığı alanlar Türkiye’nin, Türkiye’nin bulunmadığı alanlar da Suriye Devleti’nin saldırısına uğruyor. Her iki devlet de ABD, Rusya ve Avrupa’nın gözleri önünde, uluslararası kamuoyunun sessizliğinden yararlanarak Kürd halkına saldırıyorlar.

Bize göre Kürdler bu saldırıları engelleyebilirler. Bunun için biz aşağıda isimleri olan Kürdistanı yapılar olarak;

Batı Kürdistanlı güçlerden, işgale, demografik yapının bozulmasına karşı ve ulusal hakların elde edilmesi için birlikte mücadele etmeye, halkımıza birlik müjdesini vermek için Dihok Mutabakatı temelinde birlik oluşturma sürecinde kararlı olmaya;

Güney Kürdistan Hükümeti ve siyasi partilerinden, Türkiye ve İran’ın tehdit, saldırıları ve işgal politikalarına karşı seslerini daha fazla yükseltmelerini, kendi iç birliklerini güçlendirmeye davet ediyor, uluslararası kamuoyunun, ABD, Rusya ve Avrupa’nın işgalci devletlerin saldırıları karşı seslerini yükseltmelerini ve sözkonusu saldırıları engellemelerini sağlamak amacıyla birlikte çaba sarf etmeye;

PKK’ye Kürdistan Parlamentosu, Başkanlığı, Hükümeti ve Peşmerge güçlerine saygılı olma, Türk Devleti’nin eline saldırı ve işgal için bahane vermemeye ve böylece Türk Devleti’ini Güney Kürdistan’a çekmemeye;

Kürdistan’ın tüm yurtsever güçlerini, Türk Devleti’nin işgalci politikalarına karşı mücadeleyi yükseltmek için, yurtseverlik temelinde kalıcı iş birlikleri oluşturmaya;

Kürt sivil toplum kuruluşlarını Batı Kürdistan’da yürütülen etnik temizliğe karşı durmaya, dünya kamuoyunun dikkatini yaşananlara çekmek ve sorumluların hesap verebilmesi için çaba sarf etmeye çağırıyoruz.

PAK, PDK-BAKUR, PÊLKURD, PSK, TEVGER

EM JI ÊRÎŞ Û DAGIRKERÎYA DEWLETA TIRK RA DIBÊJIN NA!

03.05.2021

Ev çend sal e ku Dewleta Tirkîyeyê li sê parçeyên Kurdistanê şerekî tund û dagirkerane dimeşîne. Di serî de hewceyî gotinê ye ku ev şerekî ne rewa ye û dagirkerî sûcê li dij mirovahiyê ye. Di heman demê de ev şer ne hiqûqî û ne jî qanûnî ye. Ev şer ji bo têkbirina destkeftîyên sîyasî yên kurdan e û ji bo pêşîlêgirtina têkoşîna azadî, rizgarî û serxwebûna Kurdistanê ye.

Li Rojhilata Nêzîk û Navîn bûyer û pêşhateyên siyasî yên ku bandora wan a bihêz li ser tevgera rizgariya Kurdistanê heye, bi lez û bez diqewimin. Êrîşên dewletên dagirker û neyarên azadiya Kurdistanê roj bi roj berfirehtir dibin. Dewletên dagirker yên Kurdistanê ne tenê di beşekê Kurdistanê de, lê li seranserê Kurdistanê dijminê tevgera rizgarîxwaz, azadî û destketiyên gelê kurd in. Ji bo pêşîlêgirtina tevgera azadîxwaz ya neteweyê kurd û nehîştina destketiyên neteweyî bi hemû hêzên xwe ve hewl didin, hevkariya hevûdin dikin û di navber xwe da peyman imza dikin.

Dewleta tirk, ku li ser înkarkirina neteweyê kurd û gelên din ava bûye, ji damezirandina xwe û heta îro karên jenosîdal pêk tîne û siyaseta pişavtinê li ser gelê kurd dimeşîne. Ji bona vê armancê jî ne tenê li Bakurê Kurdistanê, her wisa li seranserê Kurdistanê jî siyaseta dagirkeriyê bi rê ve dibe. Dewleta tirk êrîşên hovane dibe ser Başûrê Kurdistanê û bi vî awayî jî hiqûqên navneteweyî binpê dike. Û ev êrîşên bi vî awayî bêtîrî 30 sal e berdewam in.

Dewleta tirk hertim hebûna bingehên PKKyê li Başurê Kurdistanê ji bo êrîşên xwe wek sedem nişan daye û dide. Lê rastî ne wisa ye. Rastî ev e, ku li Bakurê Kurdistanê şerekî ku PKK li dijî Dewleta Tirkîyeyê dike nemaye, lê dewleta tirk bingehên PKKyê wek hêncet bi kar tine û armanca wê a sereke dagirkirina Başurê Kurdistanê, binpêkirina serweriya Hikumeta Kurdistanê, têkbirina federasyonê û pêşîlêgirtina dewletbûna neteweyê kurd li Başurê Kurdistanê ye. Ji bo gihîştina van armancên xwe yên kirêt, li Başûrê Kurdistanê bingehên leşkeri yên mayînde ava dike. Hêjmara bingehên leşkerî yên dewleta tirk li vî beşê Kurdistanê roj bi roj zêdetir dibin. Aşkere ye ku PKK jî bi hewldan, siyaset û çalakîyên xwe yên li Başûrê Kurdistane rê ji vê siyaseta dewleta tirk ya êrîşker û dagirker re xweştir dike.

Dewleta tirk ne tenê li Başurê Kurdistanê, her wisa li Rojavayê Kurdistanê jî siyaseta dagirkeriyê bi rê ve dibe. Her roj bi bahaneya YPG-PYDyê êrîş dike li ser navçeyên Kurdistanê, ku ew bi destê gelê navçeyê tên birêvabirin. Bi alikariya nokerên xwe yên îslamiya tundrew demografyaya Rojavayê Kurdistanê diguhurîne. Armanca dewleta tirk a sereke têkbirina destketiyên kurdan e, pêşîlêgirtina avakirina korîdora kurd ya Başûr û Rojavayê Kurdistanê ye.

Dagirker ne tenê dewleta tirk e. Dewleta Suriyeyê jî yek ji dagirkerên Kurdistanê ye û ew jî wek dagirkerên din dijminê azadiya Kurdistanê ye, neyarê destketiyên neteweyê kurd e. Ev yek sedemê bingehîn a şer û pevçûnên dawî yên li bajarê Qamişlo, ku di nav HSD, artêş û grûbên çekdar ên girêdayî bi dewleta Suriyê ve rûdaye. Navçeyên ku dewleta Suriyeyê têda nîn e, dikeve ber êrişên dewleta tirk, navçeyên ku ne di destê tirkiyeyê da ne dikeve ber êrişên dewleta Suriyeyê. Her du dewlet jî, li ber çavê Amerîka û Rusyayê û ji bêdengiya raya giştî îstîfade dikin û cesaret distînin ji bo êrîşbirina ser miletê Kurd.

Li gor bîr û baweriya me kurd dikarin pêşî li êrîşên dewletên dagirker bigrin. Ji bo vê armancê, wek partî û rexistinên kurdistanî ( navên me li jêr in): Em daxwaz ji hêzên kurd yên li Rojavayê Kurdistanê dikin, ku li dijî dagirkerîyê, ji bo pêşîlêgirtina guherîna demografyaya Rojavayê Kurdistanê û bidestxistina mafên neteweyî bi hev re têbikoşin, li ser pêvajoya pêkanina yêkitîiya li ser bingehê Mitabaqata Dihokê pêgir bin û mizgîniya pêkhatina yêkitiyê bidin gelê Kurd.

Em daxwaz ji Hikumeta Herêma Kurdistan û hêzên welatparêzên Başurê Kurdistanê dikin, ku pirtir dengê xwe li hember êrîş, siyaseta gefxwarin û dagirkirina dewleta tirk û Îranê bilind bikin, tifaq û yekrêzîya nav mala xwe jî xurttir bikin. Pêkve hewl bidin, ku raya giştî ya cîhanê, bi taybet dewletên Amerika, Rusya û Ewropayê dengê xwe li hember êrîşên dewletên dagirker yên li ser Kurdistanê, bilind bikin û peşî li van êrîşên bigrin.

Em bang li PKKyê dikin ku rêz li serweriya parlamento, serokatiya hikumetê û li hêzên pêşmerge yên li Herêma Kurdistanê bigrin, bahane nedin destê dewleta tirk ku êrîş bikin li ser Başûrê Kurdistanê û li pey xwe dewleta Tirkîyeyê kaş nekin nebin Başûrê welatê me.

Em daxwaz ji hemû hêzên welatparêz yên Kurdistanê dikin ku li ser bingeha niştimanperweriyê hevkariya mayînde pêk bînin da ku em bi hêztir bikaribin peşî li siyaseta dewleta tirk a dagîrker û li êrîşên wê yên hovane bigirin. PAK, PDK-BAKUR, PÊLKURD, PSK, TEVGER

KAMUOYUNA DUYURU

20.04.2021

Geçtiğimiz günlerde yürütme kurulu üyelerimizden Sn. Hişyar Özalp ve Sn. Rıdvan Dalmış partimizin bilgisi dahilinde Edirne Cezaevi’nde esir tutulan Sn. Selahattin Demirtaş ile bir görüşme gerçekleştirmiştir. Söz konusu görüşmede Demirtaş’ın hukuki durumuna kısaca değinildikten sonra taraflar arasında Kurdistanilik ve “Türkiyelileşme” çizgileri tartışılmıştır. YK üyelerimiz görüşlerimizi karşı tarafa aktarmış, aynı şekilde Sn. Demirtaş’ın temsil ettiği görüşleri kendisinden dinlemiştir.

Altını çizmek gerekir ki, söz konusu görüşme partiler arası bir görüşme olmadığı gibi, partimizin de bileşeni olduğu HEVKARÎ platformuyla da bir ilgisi bulunmamaktadır.

Partimiz PDK-Bakur, uzlaşmaz görüşleri savunuyor olsalar bile Kürdler arasında diyalog zeminini korumanın milletimizin geleceği bakımından önemli olduğuna inanmaktadır.

PDK-BAKUR

ENFAL, KÜRT MILLETİNIN MARUZ KALDIĞI SOYKIRIMLAR ZİNCİRİNİN BİR HALKASIDIR

14.04.2021

Sömürgeci, barbar Irak Devleti, 1983-1989 yılları arasında ENFAL adıyla Güney Kürdistan halkına bir soykırım uyguladı.

Enfal’de, ana kucağındaki bebekten 70 yaşındaki yaşlıya kadar 182.000 çocuk, kadın, erkek, yaşlı sivil insan vahşice katledildi.

Feyli, Barzan, Enfal, Halepçe katliamları, Kürt milletinin maruz kaldığı ve halen de devam eden soykırımlar zincirinin en büyük halkalarını oluşturmaktadırlar.

Saddam Hüseyin ve şurekası Kuran’daki Enfal Suresi’nden esinlenerek bu soykırıma “Enfal” adını verdi. “Enfal”in sözcük anlamı “kafirlere karşı savaş ganimeti”dir. Saddam Hüseyin Kürdistan’ı yıkmakla, ulaşabildiği eli silah tutan tüm erkekleri öldürmekle kalmadı, onbinlerce Kürdistanlı kadına savaş ganimeti olarak el koydu ve Arap çöllerine sürdü. Kadınlarımıza tecavüz edildi, petrol zengini Haliç Devletleri’nde pazarlarda satıldı. Bugün hala Irak’ın Güneyi’ndeki bir çok yerleşim yerlerinde, Kürtlerin diri diri gömüldüğü toplu mezarlar ortaya çıkarılmaktadır.

Enfal’in ilk belirtileri çok önceden Feyli Kürtlerine katliamlar uygulandığında; 1983 yıllında Baas birliklerinin Barzan bölgesinde ele geçirebildiği 10-70 yaş arası 8000 erkeği tutuklayıp, Arap çöllerinde günlerce aç-susuz bırakarak, diri diri toprağa gömerken sergilediği vahşetlerle görüldü. Barzan kadınlarını da Musul ve Erbil’de zorunlu ikamete tabi tuttular.

Modern tarihin tanıklık ettiği en büyük katliamlardan biri de, “Enfal” adı verilen soykırımdır. Saddam, bu soykırım saldırılarını 1986-1989 arası üç yılda, İran-Irak savaşının gölgesinde de yürüttü.

Enfal’de Kürt milletiyle birlikte , Asuri, Keldani ve Türkmenler de katledildiler. Enfal saldırılarında 182.000 Kürdistanlı öldürüldü, Güney Kürdistan’ın 4000 köyü yerle bir edildi, yakıldı, yıkıldı. Qaledıza ve Seyidsadıq gibi kasabalarda tek bir bina dahi bombardımanlardan kurtulmadı. Saldırılarda 3000 cami, 2000 okul, 300 sağlık ocağı ve hastane ve 27 kilise yıkıldı. Bir milyonu aşkın Kürt evini ve yurdunu terk ederek dağ, bayır yollara düştü. Elektrik, telefon, yol gibi altyapı tesisleri işlemez hale getirildi, tarlalar ekinsiz kaldı, ülkede evcil hayvan kalmadı.

Öte yandan ABD, Sovyetler Birliği ve Avrupa Devletleri başta olmak üzere, dünya devletleri, tüm İslam ülkeleri, komşu ülkeler, işgalci devletler bu katliamlara sesiz kaldılar.

Ne zaman ki yüz binlerce Kürdistanlı soğukta, kışta, can havliyle Türkiye ve İran Devleti sınırına yığıldı, yaşanılan trajedinin büyüklüğü televizyon görüntüleri ile milyonların odasına girdi ve bu durum Batı dünyasında hoşnutsuzluğa yol açtı, işte o zaman uluslararası kuruluşlar daha yeni yeni harekete geçmeye başladılar.

Evet, Enfal sadece Kürdistan halkına değil, tüm insanlığa karşı yapılmış bir soykırımdır.

Açıktır ki, ne Enfal’le , ne ondan önceki , ne de sonraki soykırımlarla Kürdistan halkının özgürlük mücadelesinin ortadan kaldırılamayacağı süreç içinde defalarca kanıtlanmıştır.

Enfal kurbanlarının çocukları ve torunları bugün tüm dünya devletlerinin resmen tanıdığı Kürdistan Federe Devleti gibi tarihi bir kazanıma sahiptirler. Yine Enfal kurbanlarının çocukları ve torunları 25 Eylül 2017 yılında Halepçe, Kerkük, Şıngal dahil olmak üzere Güney Kürdistan’ın tüm şehirlerinde demokratik biçimde gerçekleştirilen Kürdistan Bağımsızlık Referandumu’nda %93 oranında oylarıyla bağımsızlığa ‘evet’ dediler.

Güney Kürdistan’daki Federe Devlet, sadece Kürtler için değil, Asuri, Keldani, Türkmen, Arap, Ermeni ve Kürdistan’da yaşayan tüm halklar için olduğu gibi; Müslüman, Ezidi, Hırıstıyan, Yahudi, Ehli Hak, Şii, Suni tüm din ve mezhepler için de bir korunak, bir sığınak olmuştur.

Kürdistan Parlamentosu 14 Nisan gününü ‘’Enfali Anma Günü’’ olarak ilan etmiştir. Kürt milleti sadece 14 Nisan’da değil, hiç bir zaman bu jenosidi unutmayacaktır.

Bizler, aynı zamanda Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği, sivil toplum kuruluşları ve dünya kamuoyuna, ENFAL’i resmi olarak kabul etmeye ve lanetlemeye çağırıyoruz.

BM, AB, sivil toplum kuruluşları ve dünya kamuoyunu, Kürt milletinin dünyadaki bütün milletler gibi devletleşmesi ve kendi ülkesinde kendi kendisini yönetmesi için destek vermeye çağırıyoruz.

Kürdistan Parlamentosu, Başkanlığı, Hükümeti ve Peşmerge Güçleri’ni, Kürdistan’daki iç birlik ve ittifakı güçlendirmeye; var olan kazanımları sahiplenmeye, korumaya; devletleşmeye temel teşkil eden kurumları birleştirmeye, yenilerini kurmaya ve geliştirmeye; Kürdistan’da var olan özgürlük, demokrasi ve sosyal adaleti daha da yaygınlaştırıp güçlendirmeye çağırıyoruz.

Dünyadaki tüm Kürt ve Kürdistanlıları da Kürdistan Federe Yönetimi’nin meşru varlığına ve iradesine saygılı olmaya, milli, yurtsever tüm kazanımları sahiplenmeye çağırıyoruz.

Enfal şehitleriyle birlikte tüm Kürdistan şehitlerini saygıyla anıyor, soykırımı gerçekleştirenleri bir kez dahalanetliyoruz.

TEVGER, PAK, PDK-BAKUR, PÊLKURD, PSK

ENFAL BERDEWAMÎYA JENOSÎDA DOMDAR YA LI SER MILETÊ KURD E

14.04.2021

Dewleta Iraqê ya kolonyalîst ya hov, di navbera salên 1983 û 1989an de li hemberî gelê Başûrê Kurdistanê, bi navê ENFALê jenosîdek pêk anî.

Di Enfalê de 182.000 zarok, jin, pîr û mêrên sivîl li Başûrê Kurdistanê yên ji derguşê heta 70 salî hatin qetilkirin.

Komkujîyên Feylîyan, Barzan, Enfal û Helepçeyê, xelekên herî mezin yên jenosîda domdar ya li ser Miletê Kurd e ku ev jenosîd hîn jî li Kurdistanê didome.

Seddam Huseyîn û qesasên li ber destên wî navê vê jenosîdê ku ji Quranê ji Sûreya Enfalê navê wê girtibûn, danîbûn ”Enfal”. Maneya Enfalê ”xenîmeta şerê li hemberî kafiran” e. Belê rast e, Seddam Huseyîn ne tenê Kurdistan wêran kir, mêrên ku destên wan çek digirtin, kuştin, bi dehhezaran jinên kurd ber bi çolên ereban ve mecbûrî koçberîyê kirin, wek ”xenîmeta şer” dest danî ser wan, destdirêjî li wan kir û hinekên wan li sûkên dewletên Xelîcê firotin. Îro hîn jî li deverên ereban, gorên komkujîya kurdan derdikevin holê.

Îşaretên qirkirina kurdan, gava kurdên feyli bûne qurbanên siyaseta Enfalê hate dayin û di sala 1983yan de, dema bi girtin û kuştina mêrên barzanîyan ve dîyartir bibû. Rejîma Baasê di kampên zoremili de, ji 10 salî heta 70 salî, 8000 mêrên barzanîyan dîl girtibûn û biribûn çolên Başûrê Iraqê û hemû bi saxî binerd kiribûn, qetil kiribûn. Jinên wan li Musul û Hewlêrê mecbûrê îqametê kiribûn.

Yek ji qetlîama herî mezin ku tarîxa modern a mirovahiyê şahid bûye, komkujîya Enfalê ye. Di wan sê salên di navbera 1986-1989an de jî Seddam Huseyîn ew êrîş û qetlîamên hov, di bin sîya şerê bi Îranê re pêk anî.

Di Enfalê de li gel miletê kurd, gelên asurî, keldanî û turkmen jî hatin qetilkirin. Di encama Enfalê de 182.000 kurdistanî hatin kuştin, 4000 gundên Başûrê Kurdistanê hatin kavilkirin û bi erdê re kirin yek, li bajarên wek Qeladiza û Seydsadiq yek mal ava nema, 3000 mizgeft, 2000 dibistan, 300 nexweşxane, bingehên tenduristîyê û 27 dêr wêran kirin. Milyonek kurdistanî cih û warên xwe berdan bi çol û çîyan ve ketin. Elektrîk, telefon, rê hemû felc bûn, zevî û ziraet beyar man, heywanê wan ên kedî neman.

Emerîka, Ewropa, Yekitîya Sowyetê , dewletên misilman, cîranên Kurdistanê, dewletên dagirker, hemû bêdeng man, çavên xwe girtin û xwe kerr kirin.

Kengê ku bi sedhezaran kurd ji bo hewla canên xwe, li sînorên Bakur û Rojhilatê Kurdistanê ku di bin dagirkerîya Dewleta Tirkîyeyê û Îranê de ne, asê bûn û ew dîmen bi rêya televizyonan ketin nav malên emerîkî û ewropîyan, piştî wê dezgehên navneteweyî dengên xwe bilind kirin.

Belê, Enfal ne bes jenosîda li dijî gelê Kurdistanê bû, ew herweha jenosîdeke li dijî mirovahîyê jî bû.

Lê belê, ne jenosîdên berê, ne ya Enfalê, ne jî yên vê paşîyê ku li dar ketine, nekarîbûne rê li ber doza azadîya Kurdistanê bigirin

Zarok û nevîyên qurbanîyên Jenosîda Enfalê îro li Başûrê Kurdistanê, Herêma Federe ku hemû dewletên cîhanê qebûl dikin, bi dest xistine. Herweha wan zarok û nevîyên qurbanîyên Jenosîda Enfalê, di Referandûma Serxwebûnê ya ku di roja 25ê îlona 2017an de li dar ketibû, bi rêjeyeke ji %93 ji serxwebûnê re gotin; ‘belê’.

Dewleta Federe ya Başûrê Kurdistanê, îro ne tenê ji bo kurdan, herweha ji bo asûrî, keldan, turkmen, ereb, ermenî û hemû gelên li Kurdistanê dijîn; ji bo misilman, êzîdî, xiristîyan, cihû, ehlî heq, şiî, sûnî û hemû ol û mezheban re jî bûye sitargehekê.

Parlamentoya Herêma Kurdistanê roja 14yê nîsanê, ji bo bibîranîna Enfala reş, wek roja bibîranîna Enfalê îlan kirîye. Kurd ne tenê di roja 14yê nîsanê de, wê tim û tim vê qirkirinê bînin bîra xwe û wê ji bîr nekin.

Em bangî Neteweyên Yekbûyî, Yekitîya Ewrûpa û dezgehên sivîl û raya giştî ya cîhanê dikin ku, ENFALÊ bi awayekî fermî qebûl û rûreş bikin.

Em bangî Neteweyên Yekbûyî, Yekitîya Ewrûpa û dezgehên sivîl û raya giştî ya cîhanê dikin ku piştgirîya gelê Kurdistanê bikin da ku miletê Kurd jî weke hemû miletên cîhanê bibe dewlet û bikaribe li ser axa xwe îdareye welatê xwe û îdareya civata xwe bike.

Em bangî Parlamento, Serokatî, Hikûmet û Hêza Pêşmerge ya Başûrê Kurdistanê dikin ku, yekrêzîya nav mala xwe xurt bikin, li destkeftinên xwe xwedî derkevin, dezgehên dewletbûnê bikin yek, pêşdetir bibin, yên nû ava bikin û azadî, demokrasî, edaleta civakî ya li Kurdistanê geştir û berfirehtir bikin.

Em bangî hemû kurd û kurdistanîyên cîhanê dikin ku rêz li Serwerîya Rêveberîya Herêma Kurdistanê bigirin û xwedî li hemû destkeftinên neteweyî û niştimanî derkevin.

Em şehîdên Enfalê û hemû şehîdên Kurdistanê bi giramî bi bîr tînin û yên ku ev jenosîd pêk anîne, bi tûndî rûreş dikin. TEVGER, PAK, PDK-BAKUR, PÊLKURD, PSK

NEWROZ ATEŞİNİ ULUSAL BİRLİK VE YAKINLAŞMA İÇİN HARLAYALIM

 

20.03.2021

Bilindiği gibi mart ayı, barındırdığı coşku ve kazanım dolu günleri, acılı ve trajik anılarıyla Kürd ve Kürdistan tarihinde önemli bir yer tutar. O tarihi günlerden biri de hiç kuşkusuz 21 Mart Newroz günüdür. Ne var ki Kürt milleti bu yıl da Newrozu olağanüstü koşullarda kutlamakla karşı karşıyadır. Newrozu kutlamanın önündeki engellerden birisi Covid-19 ise, diğeri ise Türkiye devletinin baskıları ve yasakçı uygulmalarıdır.

Elbette Newroz bütn Aryan toplumlarının yeni yılı olarak kabul edilmektedir. Ancak Kürt ulusu ve Kürdistanlı halklar için Newrozun ayrı bir önemi vardır. Kürtler ve Kürdistanlı topluluklar için Newroz hem bir bayram olarak kutlanır hem de özgürlük ve bağımsızlık için başkaldırı, direniş ve mücadele günü olarak kabul edilir. Sömürgeci güçlerin Newrozun kutlanmasını yasaklamalarının nedeni de bundan kaynaklanmaktadır.

Newrozun kutlanmasının önünü alamayan sömürgeciler, zamanla yöntem değiştirirek riyakar bir yaklaşımla bu günü sahiplenmeye yöneldiler. Bu yaklaşım sonucunda Newroz kutlamalarını asıl amacından saptırıp içeriğini boşaltmak, böylece bu günü anlamsız kılmak istediler. Kürt halkının düşmanlarının amacı Newroz kutlamalarını Kürt ulusunun tarihi değerlerinden, zaman ve mekandan soyutlamak, giderek bu kutlamaları bulanıklaştırıp anlamsız hale getirmektir.

Zamanında ve kendi amacına uygun olarak kutlanan ve anılan Newroz süreç içinde sömürgeciliğe, zulüm ve zorbalığa karşı ulusal direnişin sembolüne dönüşmüştür. Benzer şekilde inkar ve asimilasyon politikalarına karşı ulusal bilinç ve hafızanın canlandırılması ve güçlendirilmesi için bir kaldıraç rolü oynamıştır.

Bugün Newroz Kürdistan’ın Güneyinde özgürce kutlanıyor. Böylece Newroz ulusal kazanımların ve bilincin yükseltilmesi ve ulusal coşkunun kabarması için bir fırsata dönüşüyor. Ancak Kürdistan’ın Güney Batı parçasında sömregecilerin saldırı ve engellemelerinden dolayı Newroz kutlamaları bazı şehirlerde yasaklanmış durumdadır. Kürdistan’ın kuzey ve doğusunda ise Newroz hala kendi özgünlüğüyle, özgürce ve gerçek anlamıyla kutlanamamaktadır.

İran İslam Devleti geçen yıl Kürdistan’ın doğu parçasında Newroz kutlamalarını yasaklamıştı, büyük bir ihtimalle bu yıl da durum değişmeyecek. Buna karşın onlar Kürt halkının irade ve beklentilerine zincir vuramayacaklar. Özgürlüğün sembolü olan Newroz ateşi ülkemizin doğusunda da görkemli bir şekilde harlanacak.

Kürdistan’ın kuzeyinde de sömürgeci devletin bütün imkanlarıyla Newroz kutlamalarını engellemeye yönelme ihtimali yüksektir. Buna karşın ülkemizin kuzey parçasında Newroz zamanında ve gerçek amacıya uygun bir şekilde ve farklı bir tarzda kutlanmalıdır. Covid -19 nedeniyle kutlamaların kapsamı dar olsa bile… Newroz kutlamaları aynı zamanda kendi dilimizle konuşma bilincini artırmalıdır. Benzer şekilde temel ulusal, sosyal ve kültürel hakların kazanılması, giderek Kürt ulusunun kendi geleceğini belirleme hakkının hayat bulacağı bir zemine dönüşmelidir.

Değerli Kürdistanlılar;

Yakındoğu ve Ortadoğu yoğun bir altüst oluş sürecinden geçmektedir ve söz konusu değişimin merkezi hiç şüphesiz Kürdistan olacaktır. Gelinen aşamada sömüregeci güçler artık Kürdistan’daki varlıklarını eskisi gibi sürdüremiyor, Kürt ulusunu kölelik zincirleriyle kontrol edemiyorlar. Bölgesel ve uluslararası düzeyde değişen güç dengeleri Kürt halkı ve Kürdistan’ın özgürlüğü için yeni imkanlar ortaya çıkartmakta, bunun için zemini olgunlaştırmaktadır.

Kürdistan’ın Güney Batısı’nda ortaya çıkan söz konusu imkan ve fırsatlar Kürtlerin ulusal birlik ve yakınlaşmasını acil bir görev haline getirmektedir. Kürtler ancak ulusal bir ittifak ve dayanşma ile eldeki kazanımlarını koruyabilir ve Kürdistanın özgürlüğü ve bağımsızlığı doğrultusunda sanuç alıcı adımlar atabilirler.

Kürdistan’ın güney parçasında federe kazanımların korunması, devletleşmeye temel teşkil eden kurumların inşası, birleştirilmesi ve güçlendirilmesi; özgürlük ve bağımsızlığa giden sürecin olgunlaştırılması için, Kürdistan siyasi partiler arasındaki işbirliği ve ortak anlayış hızla güçlendirilmelidir.

Ülkemizin doğu parçasında da kazanmanın yolu, bu parçadaki ulusal güçlerin birlik ve ittifakından geçmektedir.

Kürdistan’ın kuzeyinde ise yapılacaklar bellidir; ulusal bilincin kırılmasını engellemek, özgürlük ve bağımsızlık inancını güçlü ve diri tutmak için atılacak ilk adım bütün ulusal, yurtsever güçlerin elele vererek, birlikte çalışmaları, ulusal işbirliği ve ittifak için adım atmalarıdır.

Gelin, Newroz kutlamaları vesilesiyle ulusal birlik, dayanışma ve yakınlaşma çabalarına hız verelim. Ulusal kazanımları ve ortak anlayışı koruma ve geliştirmeyi her şeyin önüne koyalım.

Yaşasın, özgürlük ve bağımsızlık mücadelesi ve direnişinin sembolü Newroz.

Yaşasın Kürt ulusunun ulusal birliği ve ittifakı.

PSK, TEVGER, PAK, PDK-Bakur, Pêlkurd

EM AGIRÊ NEWROZÊ JI BO YEKITÎ Û YEKRÊZÎYÊ GUR BIKIN!

20.03.2021

Wek em dizanin meha adarê bi rojên kêfxweşî û serketinê û bi rojên xirab û trajedîyan di dîroka Kurd û Kurdîstanê de cîhekî girîng digire. Yek ji wan rojan jî 21ê adarê roja Newrozê ye. Lê mixabin îsal jî netewa Kurd Newrozê di rewşeke awerte da pîroz dike. Eger Covîd-19 astenga sereke be, astenga din jî qedexe û zextên Dewleta Tirkîyeyê ne.

Bêgûman Newroz sersala hemû neteweyên Aryanî ye. Lê ji bo Kurd û Kurdistanîyan cejna Newrozê xwedîyê cîyekî taybetî ye. Kurd û Kurdistanî hem wek cejnekê, hem jî wek roja serhildan, berxwedan û tekoşîna ji bo azadî û serxwebûnê pêşewazîya Newrozê dikin. Ji ber vê yekê ye, dewletên dagîrker pîrozkirina Newrozê qedexe kirine. Gava dîtin ku nikarin pêşîya pîrozkirina Newrozê bigrin; vê carê jî xwestin bikin malê xwe. Bi helwest û kiryarên xwe xwestin pîrozkirina Newrozê ji armanc û meqseda wê ya bingehîn bidûr bixin û naveroka pîrozkirinê sivik û bêwate bikin. Dewletên dagîrker û hinek hêzên din dixwazin pîrozkirina Newrozê ji zeman û mekanên giranbihayîyên dîroka neteweya Kurd bi dûr bixin û pîrozkirinê şolî û aloz bikin.

Bibîranîn û pîrozkirina Newrozê, di zemanê xwe de û bi armanca xwe, dijî dagîrkerî, zulim û zordariyê bûye sembola berxwedana neteweyî. Herweha li dijî înkar û asîmîlasyonê, bûye amoreya geşkirin û nûjenkirina mêjû û hafizeya Kurdistanî.

Newroz îro li Başûrê Kurdistanê bi azadî pîroz dibe. Bi vê minasebetê jî Newroz dibe derfeta şahî û geşkirina hişmendî û bidestxistinên Kurdistanî. Li Rojavayê Kurdistanê li hinek bajaran pîroz kirina Newrozê ji ber helwest û êrîşên dagirkeran qedexe ye. Li bakur û rojhelatê Kurdistanê mixabin hînê jî Newroz bi reng û dengên azad û bi armancên xwe yên sereke nayê pîroz kirin.

Dewleta Îslamî ya Îranê sala borî li gelek cîyên Rojhilatê Kurdistanê pîrozkirina Newrozê qedexe kiribû û îsal jî bi îhtimalek xurt dê weha be. Lê ew dê nikaribin li ser vîn û hesta neteweya Kurd bibin xwedî biryar. Agirê Newrozê ku sembola azadîyê ye, dê li rojhelatê welatê me bilind û gûr bibe.

Li Bakurê Kurdistanê dewleta dagîrker bi hemû îmkanên xwe dê hewl bide ku pêşîya pîrozkirina Newrozê asteng bike. Lê pêwîste ku li Bakurê Kurdistanê Newroz bi armanca xwe û di dema xwe de, ji ber sedemên covîd-19 kêm be jî, bi awayên cuda bihê pîroz kirin. Li Bakurê Kurdistanê pîrozkirina Newrozê divê bibe egera geşepêdana axaftina bi zimanê xwe. Herweha bibe platforma bidestxistina mafên neteweyî, civakî û çandî û herweha bibe qada bidestxistina mafê çarenivîsîna miletê Kurd.

Kurdistanîyên hêja;

Rojhelata nêz û naverast di nava guherînên berbiçav de ne û navenda guherînan bêşik dê Kurdistan be. Hêzên dagirker êdî wek berê nikarin serwerîya xwe bimeşînên û netewa Kurd di bin nîrê koletîyê da bigirin. Guhertina hevsengiya hêzên herêmê û yên zilhêzên cihanê jibo doza azadiya Kurd û Kurdistanê derfetên nû peyda dike û zemînê xweştir dike.

Ev kês û derfeta ku di Rojeva Kurdistanê de bûye dîyardeya sereke, girîngîya yekitî, hevkarî û yekrêzîya neteweyî ya Kurd û Kurdistanîyan zêdetir ferz dike. Kurd tenê bi hevgirtin û yekrêzîya neteweyî dê bikaribin destkeftîyên xwe biparêzin û dê ji bo azadî û serxwebûna Kurdistanê pêngavên biryardêr bavêjin.

Li Başûrê Kurdistanê ji bo parastina destkeftîyên federe, ji bo avakirin, yek kirin , xurt kirin û pêşdebirina dezgehên dewletbûnê û ji bo rêliberxweşkirina azadî û serxwebûnê, beriya her tiştî divê yekrêzî û hevgirtina hemû partîyên sîyasî yên kurdistanî bê xurt kirin.

Li Rojhilatê Kurdistanê jî destpêka serkeftinê, di yekrêzîya hêzên neteweyî yên li vî perçeyê welatê me de derbas dibe.

Li Bakurê Kurdistanê ji bo rêlibergirtina şikesta hişmendîya neteweyî, niştimanî, ji bo hûnandin û geş kirina bîr û bawerîya azadî, rizgarî û serxwebûnê gava yekem ewe ku hemû hêzên neteweyî, Kurdistanî dest bidin hev û ji bo bihevre xebat, hevkarî û tifaqên neteweyî, niştimanî gavan bavêjin.

Bi minasebeta pîrozkirina Newrozê divê em hewildanên yekitî, hevkarî û yekrêzîya neteweyî geş bikin. Divê em parastin û vejandina hişmendî û destkeftîyên neteweyî derxin pêş.

Bijî newroz, sembola berxwedan û tekoşîna azadî û serxwebûnê!

Bijî yekrêzîya neteweya Kurd û Kurdistanîyan!

PSK, TEVGER, PAK, PDK-Bakur, Pêlkurd