Skip to content Skip to left sidebar Skip to right sidebar Skip to footer

PDK-BAKUR

DÊRSIM – SEYÎD RIZA

Şaban İBA’ nın kaleminden
4.Mayıs.1937 Dêrsim Katliamı.
“DÊRSIM – SEYÎD RIZA”
1925 Kürt İsyanı’na katılmamalarına ve üstelik bazı aşiretlerin devlete destek olmalarına rağmen, Kemalist iktidarın “Cumhuriyet Hükümeti için bir çıban” olarak gördüğü Dersim’de tedip, tenkil ve tehcir 1926 yılında başladı. 4 Ekim 1926 tarihinde Albay Mustafa Muğlalı komutasında Koçuşağı aşiretine karşı yapılan askeri harekat Ovacık, Çemişgezek, Erkek, Beylan, Amutka ve Yılan Dağı bölgesinde yaklaşık bir ay kadar sürdü ve geriye yüzlerce ölü, sürgün ve yıkımlar kaldı.
Daha sonraki süreçte “Vergi ve asker vermeye yanaşmadıkları, Kürtlüğü yaydıkları ve isyanlara destek verdikleri” gerekçesiyle isyan potansiyeli taşıyan Dersim’deki her Kürt aşiretine karşı tedip, tenkil ve tehcir harekatları yapıldı. Bu harekatlarda köylerde uygulanan teröre karşı aşiretlerin küçük çaplı direnişlere başlaması Kemalist iktidar tarafından Cumhuriyete karşı “isyan dalgası” olarak tanımlanarak sistemli baskı, terör ve katliamlar yapıldı.
Kemalist iktidarın “Dersim’in Islahı” olarak tanımladığı tedip, tenkil ve tehcir harekatları ile ilgili ilk rapor 2 Şubat 1926 tarihinde Mülkiye Müfettişi Hamdi Bey’in bölgede yaptığı incelemelerden sonra yazıldı. 1930 yılından itibaren Ağrı ve Pülümür harekatları ile Dersim sorununu gündemleştiren Kemalist iktidar yaklaşık 6 yıllık bir planı uyguladı.
14 Haziran 1934 tarihinde kabul edilen İskan Kanunu ile aşiretlerin hükmî şahsiyetleri ortadan kaldırılarak aşiret topraklarına ve mallarına el konuldu. Aşiret efradı göç ettirilerek hükümetin belirlediği bölgelere yerleştirildi. Dersim’in bazı bölgeleri de iskana kapatıldı.
M. Kemal Dersim harekatları ile bizzat ve özel olarak ilgilendi. 1935 yılı Kasım ayında TBMM’nin açılış konuşmasında, “İç idare teşkilatımızı, yurdun Doğu bölgelerinden başlayarak genişletmek ihtiyacını duymaktayız. Bu arada Dersim bölgesinde esaslı bir ıslahat programının tatbiki de düşünülmüştür” diyerek düğmeye bastı. Yaklaşık iki ay sonra 25 Aralık 1935’te “Tunceli Vilayetinin İdaresi Hakkında Kanun” Meclise sunularak kabul edildi. Bu kanunla “Tunceli” isimli bir Vilayet kurularak Dördüncü Umum Müfettişi olan Korgeneral Abdullah Alpdoğan bölgeye vali ve komutan olarak atandı. Bu general valiye İngiliz sömürgelerindeki valilere tanınan olağanüstü yetkiler verildi.
1936 yazında Başbakan İsmet İnönü bölgeye giderek “Islah planı” uygulamalarını yerinde inceleyerek M. Kemal’e uzun bir rapor sundu. Aralık 1936’da İçişleri Bakanlığı’nda Bakan Şükrü Kaya yönetiminde Umumi Müfettişler Konferansı yapılarak Dersim’de devlet otoritesinin tesisi için tedip, tenkil ve tehcir politikaları belirlendi.
Korgeneral Alpdoğan bir bildiri yayınlayarak bütün aşiretlerin silahlarını teslim etmesini istedi. Birçok aşiret buna yanaşmadı. Aşiret reislerinin sözcüsü konumunda olan Seyit Rıza, Korgeneral Alpdoğan’la görüşerek Tunceli Kanunu’nun kaldırılmasını ve Dersim için özel bir idarenin kurulmasını istedi. İsteklerin kabul edilmemesi üzerine aşiretler yeni yapılan askeri garnizonlara ve karakollara saldırılar başlattı. 28 Nisan’da İçişleri Bakanlığı durumu şöyle açıkladı:
“Dersim aşiret reisleri, hükümet kuvvetlerini kendi aralarından uzaklaştırmak maksadıyla zaman zaman karakollarımıza tecavüzler yapmışlar ve kuvvetlerimiz tarafından tart edilmişlerdir. Tunceli’ne muhit ve özellikle Kürtlere meskun olan illerde her türlü olayları karşılayabilecek şekilde tedbirli olunmalıdır.”
3 Mayıs’ta hava kuvvetlerine bağlı bir uçak filosuyla havadan ve binlerce askerle karadan bölge kuşatıldı. Genelkurmay Başkanlığı 4 Mayıs’ta Türkçe-Osmanlıca harflerle yazılmış binlerce bildiriyi uçakla havadan atılarak devlete itaat dışında bir seçenek olmadığı anlatıldı. Bu bildiri şöyleydi:
“Cumhuriyet Hükümeti sizi şefkat ve merhamet kucağına almak, sizi mesut etmek istiyor. İçimizde bunu anlamayanlar çoktur ki ona hürmetsizlik ediyor veyahut içinizde bazıları şahsi menfaatler için sizi kurban etmek istiyor. Cumhuriyet Hükümeti bu gereği bildiği içindir ki sizlere son ihtarını yapıyor. Onun size son şartları şudur: Sizi ayaklandırmaya çalışan zavallıları Cumhuriyet Hükümeti’ne teslim ediniz veyahut onlar kendileri teslim olmalılar. Bu takdirde cümleniz masum kalacaksınız… Cumhuriyet Hükümeti’nin bu son şefkat ve merhametini bildiren bu bildirisini 24 saat çoluk ve çocuğunuzla beraber okuyun, düşünün ve çabuk cevap verin… Devlete itaat gerektir.”
İlk direniş 21 Mart 1937 yılında başladı. Altı ay süren direniş 5 Eylül’de direnişin lideri Seyit Rıza’nın görüşmeye çağırma bahanesiyle bir köprüde kurulan pusuda yakalanmasıyla bastırıldı. Seyit Rıza’nın yakalanmasını gazeteler “Türkiye’de son derebeyliğin de imha edildiği”, “Bir efsanenin yıkıldığı” şeklinde yazdı.
İkinci direniş, 2 Ocak 1938’de başladı ve bu direniş de kanlı bir şekilde bastırıldı. 3. Ordu Müfettişi Org. Kazım Orbay’ın komutasında 3 kolordunun katıldığı kapsamlı bir saldırı ile 16 Eylül 1938’de Dersim’deki direnişin bütün mevzileri yok edildi.
Kasım 1938’de TBMM’nin yeni çalışma yılının ilk toplantı gününde M. Kemal, hasta olduğu için Başbakan Celal Bayar’a okutturduğu yazılı söylevinde şöyle demişti: “Uzun yıllardan beri süregelen ve zaman zaman aşırı bir duruma giren Tunceli’deki toplu haydutluk olayları belli bir program içindeki çalışmaların sonucu olarak kısa bir zamanda ortadan kaldırılmış, o bölgede böyle olaylar bir daha tekrarlanmamak üzere tarihe aktarılmıştır.”
Dersim’de devlet zalimlikte sınır tanınmadı. Dersim’de hem Kürtlük hem de Alevilik büyük bir mezalime maruz kaldı. İnsanlar topluca mağaralara kapatılarak kimyasal gazlarla öldürüldü. Uçurumlardan atıldı. Kurşuna dizildi. Uçaklarla bombalandı. Dersim’in her yanı yakıldı, yıkıldı, Cumhuriyet tarihinin en büyük toplu katliamları yapıldı. İnsanlık onuru ayaklar altına alınarak bir halkın dili, tarihi, kültürü, inancı yok edilmeye çalışıldı. Ama bu zalimlik hiçbir zaman unutulmadı. Katliamların tüm detayları ağıtlarda kaldı. Acısı yüreklerde dinmedi.
1925-1938 yılları arasında uygulanan inkar, imha ve Türkleştirme politikaları için artık sözün bittiği yerdeyiz.
Şimdi yapılması gereken şey, Dersim’in direniş ruhunu yaşatmak, Dersim’i yeniden kurmak. ve Dersim’i unutmamaktır. Dersim’i unutmamak Roboski’yi unutmamaktır. Roboski’yi unutmamak Halepçe’yi unutmamaktır. Halepçe’yi unutmamak
unutmamaktır.
……………………
Evladı kerbelayn!
Elazığ’da Sıkıyönetim Mahkemesi’nde savcı, Seyit Rıza ve 71 kişinin 27’si için idam, diğerleri için ise ağır hapis cezası istedi. Mahkeme 11 kişi hakkında idam kararı verdi. 18 Kasım 1937’de Seyid Rıza, Seyit Rıza’nın oğlu Resik Hüseyin, Şeyhan aşireti reisi Seyid Hüsen, Yusufan aşireti reisi Kamer’in oğlu Fındık, Demenan aşireti reisi Cebrail’in oğlu Hasan, Kureyşan aşiretinden Ulkiye oğlu Hasan, Mirza Ali’nin oğlu Ali’nin infazları Elazığ’ın Buğday Meydanı’nda yapıldı.
Dönemin Emniyet Müdürü İhsan Sabri Çağlayangil, Seyit Rıza’nın idamını şöyle anlatıyor: “Biz Seyit Rıza’yı aldık. Otomobilde benimle Polis Müdürü İbrahim’in arasına oturdu. Jeep, jandarma karakolunun yanındaki meydanda durdu.
Seyit Rıza sehpaları görünce anladı.
-Asacaksınız dedi ve bana döndü.
Siz Ankara’dan beni asmak için mi geldiniz?
Bakıştık!
İlk defa, idam edilecek bir insan ile yüzyüze geliyordum. Bana güldü. Savcı namaz kılıp kılamayacağını sordu. İstemedi. Son sözünü sorduk.
-Kırk liram ve saatim var, oğluma verirsiniz dedi.
Seyit Rıza’yı çıkardık. Hava soğuk ve etrafta kimseler yoktu. Ama Seyit Rıza, meydan insan ile doluymuş gibi, sessizliğe ve boşluğa sesleniyordu.
-Evladı kerbelayn! … Bi hatayıh! … Cürümdür… Zulümdür… Cinayettir… dedi ve benim tüylerim diken diken oldu! Bu yaşlı adam, rap rap yürüdü… Çingeneyi itti… İpi boynuna geçirdi… Sandalyeye ayağı ile tekmeyi vurdu… İnfazı gerçekleşmişti!.. O da nice canlara kıydı!.. Ama, gözünü kırpmadan ölüme yürüyüşünü taktir etmekten kendimi alamadım.”
(İhsan Sabri Çağlayangil’in Anıları – Kader Bizi Una Değil, Üne İtti .)

YEKÊ GÛLANÊ CEJNA KARKER Û KEDKARÊN CÎHANÊ Û KURDISTANÊ PÎROZ BÊ!

Wekî tê zanîn hersal yekê gûlanê, wekî cejna karker û kedkarên cîhanê tê pîrozkirin.

Karker û kedkarên Kurdîstanê di şart û mercên gelekî zor û giranda li metropolên dagirkarenda kar dikin. Da ku karibin bi zor û zahmetî jîyana xwe îdame bikin.

Em baş dizanin û pê bawerin azadîya karker û kedkarên Kurdistanê bi serxwebûna Kurdistanê ve girêdayîye.

Bi vê münasebetê em wekî PDK-BAKUR, bi giştî cejna karker û kedkarên cîhanê û bi taybetî jî cejna karker u kedkarên Kurdistanê pîroz dikin.

PDK-Bakur

1 Gûlan 2017

KAMUOYUNA

28 Nisan 2017

Partimiz Türk devletinin her türlü hukuku çiğneyen ve Kürt düşmanlığını gözler önüne seren Rojava Kürdistanına yönelik bombardımanını şiddetle kınamaktadır. Türk devletinin önce Şengal ardından Karaçox ve Rojavaya yönelik bombardımanının Kürt nefreti ve IŞİD’e aktif destek verme dışında hiç bir amacı olamaz.

 

PDK-Bakur

Kuzey Kürdistan Demokrat Partisi

KAMUOYUNA

25.04. 2017

Bugün (25.04.2017) sabah iki sularında sömürgeci TC devleti Güney Kürdistan’ın Şingal ve Güneybatı Kürdistan’ın Qaraçox bölgelerini savaş uçaklarıyla bombardımana tabi tutmuş ve can kayıpları vuku bulmuştur.

Öncelikle sömürgeci devletin ülkemize bu saldırıları uluslararası hukuka açık bir biçimde aykırıdır. Gerekçe ne olursa olsun bir devletin bir başka devletin ülkesine askeri müdahalesi devletlerin ülkeleri üzerindenki egemen olmaları ilkesinin çiğnenmesidir.

Kaldı ki sömürgecinin saldırılarına maruz kalan Güney ve Güneybatı Kürdistan’da otorite Kürdistanlılardır. Sömürgecinin bu saldırıları Kürdistan’ın bağımsızlaşma hedeflerini geriye taşıma amacı gütmektedir. Uluslararası camianın sömürgeciye kuvvetli tepki göstermesini, BM’nin saldırgan sömürgeci devlete karşı yeterli yaptırımları uygulamasını talep ediyoruz.

Şingal’de meşru Güney Kürdistan yönetiminin otoritesini tanımayan PKK’nin olumsuz tavrı her ne kadar sömürgecinin saldırgan tavrını haklı çıkarmaya yetmezsede PKK’yi bu tavrından vazgeçmeye çağırıyoruz. PKK’nin Şengalde sivil alanlara yakın üslenmesi zaten ciddi bir felaketten geçmiş Şengalde sivilleri saldırılara daha da açık hale getirmektedir.Ayrıca meşru Kürdistan ordusunun hakimiyetindeki bölgede üsler kurmak Kürdistanın daha da parçalanmasına yol açmaktadır. Bu durum Kürt nüfusun bölgeye dönmesini engellediği gibi bölgenin iyice Kürdsüzleşmesiyle ve virane hale gelmesiyle sonuçlanacaktır. Bu tavrı Kürdistanilikle açıklamak olanaksızdır. Bu nedenle PKK’nin sorumlu davranarak Şengali derhal boşaltması ve Kürdistan ordusuna terketmesi gerekir.

Saygılarımızla.

PDK-Bakur

PDK-BAKUR PARTİ TÜZÜĞÜ

PDK-BAKUR PARTİ TÜZÜĞÜ
BİRİNCİ BÖLÜM
KURULUŞ VE İLKELER
(Madde 1-5)
KURULUŞ VE İSİM
Madde-1
Partimizin adı Kuzey Kürdistan Demokrat Partisidir. Kısa adı PDK-Bakur’dur
Kuzey Kürdistan Demokrat Partisi; liderimiz Sait Elçi ve arkadaşları tarafından 1965 tarihinde kurulmuştur.
Kuzey Kürdistan Demokrat Partisinin ebedi lideri Mele Mustafa Barzani’dir.
Genel merkezi Ankara’dadır.
Amblemi yeşil zemin üzerine sarı bayraktır; bayrağın ortasında kırmızı harflerle partimizin adı yazılıdır.
SİYASAL İLKELER VE DEĞERLER
Madde-2
Kuzey Kürdistan Demokrat Partisi Kürdistan milliyetçiliği ile bağlıdır. Kürdistan coğrafyasında yaşayan tüm halkların Kürdistan’ın kaderini özgürce tayin etmesini ve kardeşçe bir arada yaşamalarını savunur. Onların kültürlerinin, dillerinin ve dinlerinin saygı görmesini, gelecek kuşaklara naklolunmasını ve özgürce yaşanmasını destekler. Demokrat, laik ve ilerici bir partidir. Parti Kürdistan halkıyla birlikte tüm ezilen halkların self determinasyon hakkından yanadır. Emek mücadelelerini destekler. İnsan hakları hukukunun, hukukun üstünlüğünün, uluslararası toplumca kabul görmüş evrensel değerlerin, özgürlük, eşitlik, adil ve barışçı bir dünyanın yanındadır. Dengeli ve sürdürülebilir bir kalkınmaya, çevrenin korunmasına, kadın erkek eşitliğine inanır.
AMAÇ
Madde-3
Kuzey Kürdistan Demokrat Partisi’nin amacı;
Kürdistan halkının barışçıl-demokratik usullerle ve özgürce kendi geleceğini belirleme hakkını kullanmasından yanadır.Parti, self-determinasyon oylaması sırasında bağımsızlıktan yana tavır koyar. Bu aşamalardan sonra Kürdistan’da insan haklarına ve hukukun üstünlüğüne dayalı, laik, çağdaş, katılımcı ve çoğulcu demokrasiye inanan hakça bir düzen oluşturulacaktır. Böyle bir tayin Ortadoğuda yaşayan diğer tüm halkların lehine olduğu gibi, dünya ve bölge barışına katkılar yapacaktır. Kürdistan’ın kendi kaderini tayin etmesi ve barışçıl bir şekilde ayrılmasıyla Türkiye’nin ulusal kimliği de pekişmiş olacaktır. Ayrıca 1920’den beri emperyalist ülkelerce zorla dayatılan ve ulusların arasına kin ve düşmanlık tohumları eken, savaşlara ve kan dökülmesine yol açan uydurma sınırlar da ortadan kalkacak, bunun yerini organik ve tarihi sınırlar alacaktır.
SİYASAL YAŞAM ANLAYIŞI
Madde-4
Kuzey Kürdistan Demokrat Partisinin üyeleri için siyasal yaşamda görev almak onurlu bir hizmettir.
Siyasal görevler, özel çıkarlar için kullanılamaz.
Siyasal yaşamda etkinlik kazanmak için kimseye kişisel yarar sağlanamaz.
Toplumsal ve siyasal yaşamda erdemli olmak, erdemliliği savunmak, korumak ve gerçekleştirmek Kuzey Kürdistan Demokrat Partili olmanın ön koşuludur.
ÇALIŞMA İLKELERİ
Madde-5
Partinin bütün görevleri, tüzük kuralları içinde, partililerin tümüne açıktır.
Partili için başarı, Partinin başarısıdır. Siyasal eylem Partinin eylemidir.
Partililer; özel yaşamlarında, görevlerinde, işlerinde ve üyesi bulundukları kuruluşlarda, Partinin ilkelerine ve doğrultusuna uygun davranırlar ve çalışırlar.
Partililer toplum hayatının ve parti görevlerinin gerektirdiği yetenekleri kazanmak; sorumluluk yerlerine, partinin başarılı, bilgili ve yetenekli üyelerinin seçilmelerini sağlamak için sürekli çaba harcarlar.
Siyasal yaşamda; erdemliliğe, üretkenliğe, yeteneğe ve emeğe uygun yükselmek esastır. Partililer, bu ilkelere uymakla, parti yöneticileri de bu ilkeleri uygulamakla yükümlü ve sorumludurlar

KÜRDİSTAN KAMUOYUNA

14 Nîsan 2017

Partimiz, 1965 yılında Kürdistan’ın Kürdistanlılar tarafından yönetilmesini sağlamak amacıyla başladığı mücadelesinde yeni bir aşamaya geçmiştir.

Kürdistan ulusunun diğer uluslarla eşit haklara sahip olması gerekliliğini savunan yasal parti, bugün itibariyle kuruluş belgelerini TC İçişleri bakanlığına teslim etmiştir. Yasal parti, Kürdistan ulusunun kendi geleceğini belirleme hakkının kullanabilmesini amaçlamış ve bu hakkın kullanılma sürecinde bağımsız Kürdistan’dan yana tavır almayı taahhüt etmiştir. Kuzey Kürdistan Demokrat Partisi ismiyle başlattığımız yasal parti çalışması self determinasyon ve bağımsızlığa inanan tüm Kürdistanlıların kendisini ifade edebileceği bir kitle partisi olarak yoluna devam edecektir.

Bu ilkelere inanan tüm Kürdistanlıların en az kurucular kurulu kadar söz sahibi olacağı bir yapılanma yaratacağız. Burası Kürdistanlıların evidir, herkesi bu eve sahip çıkmaya çağırıyoruz.

Yaşasın Bağımsız Kürdistan!

PDK-Bakur

 

JI BO RAYA GIŞTÎ YA KURDISTANÊ

14 Nîsan 2017

Partiya me di sala 1965an de, bi armanca ku Kurdistan ji aliyê Kurdistaniyan ve werê  birêvebirin dest bi tekoşînê kir û niha derbasî qonaxeke nû bûye.

Belgenameyên serlêdana partiye legal ya ku heman mafên neteweyên din jî weke neteweya Kurdistanê dixwaze, îro ji Wezareta Karûbarên Hundir a Komara Tirkîye re hatine pêşkêşkirin.

Ev partiya legal, mafê diyarkirina çarenivîsê ji bo neteweyên Kurdistanê dike armanc û di dema bikaranîna van mafan de, helwesta xwe ji bo Kurdistaneke serbixwe werdigire.

Xebata me ya bi navê Partiya Demokrata Kurdistana Bakur, dê weke partiyeke gelêrî ya ku bawermendên serxwebûna Kurdistanê û mafê çarenivîsê dixwazên, karibin xwe tê de îfade bikin  berdewamiyê bidin xebata xwe.

Em dê bingeheke wiha ava bikin ku hemû Kurdistaniyên bawerîya xwe bi van prensîban dihênin, bi qasî avakar û damezrêneran xwedî maf in.

Ev der mala hemî Kurdistaniyan e,

Em bang li herkesî dikin ku li vê malê xwedîtiyê bikin. .

Bijî Kurdistana Serbixwe.

PDK-Bakur

BANGAWAZÎ JI BO PARTÎYÊN SÎYASÎYÊN KURDISTANÊ Û DEZGEHÊN RAGIHANDINÊ

08.04.2017

Raya giştî baş agahdare ku partiya me PDK-Bakur, ji bo pêkanîna biryara Kongreya 11.mîn, roja 25.03.2017an li bajarê Diyarbekirê Kongreya xwe ya 12.mîn kom kiribû. Di kongreyê de siyaseta partiya me ya nû hate destnîşankirin û birêvebiriyeke nû hate hilbijartin.

Di Belavoka Encamnameya Kongreyê de, me bang li hemû rêkxistinên siyasî yên Kurdistanê kir û da xuyakirin ku birêvebiriya berê ne rewa ye û divê kes li ser navê partiya me bi wê rêveberiyê re pêwendiyan daneyne û heger deyne jî ew yek derveyî rêbazên siyasî ye. Li beramberî vê yekê jî, em dibînin ku tevgerên kurdî yên siyasî li ser navê partiya me, bi wê rêveberiya berê re pêwendiyan datînin ku ew rêveberî fermanên partiya me nas nake û piştî kongreyê tu rewatiya wan ya pêkanîna nûnertiya partiyê nema ye. Di heman demê de, li gel wan bi hevbeşî daxuyaniyan jî didin çapemenî û ragihandinê. Em careke din bang li wan tevger û rêkxistinên kurdî dikin ku ew li gora rêzikname û zagonên siyasî tev bigerin û kesên ku nûnertiya partiya me nakin, weke nûner nebînin.

Bi heman şêweyî em dezgehên ragihandinê jî hişyar dikin ku wan kesên ne rewa weke nûnerên partiya me nebînin, nebin hevparê vê sextekariyê ji ber ku ev helwest derveyî exlaqê medyayê ye.

Me sedemên Kongreya 12.mîn di aliyê hiqûqî de, bi awayekî berfereh di Belavoka Encamnameya

Kongreyê de eşkere kirine. Kesên ku rewşa niha fêm nekirine, dikarin dûbare wê belavokê bixwînin.

PDK-Bakur, piştî Kongreya 12.mîn careke din vegeriyaye ser xeta xwe ya millî ya ku li ser wê ava bûye.

Ev kesayet di aliyê siyasî de nûnertiya partiya me nakin û em jî ne berpirsyarê tevger û helwestên wan in.

Tevger û rêkxistinên siyasî û dezgehên ragihandinê yên ku em bang li wan dikin, dibin sedema tevlîheviyekê û xizmeta Tevgera Rizgarîxwaza Netewî ya Kurdistanê nakin.

Em helwesta van saziyan ya ku rewatiya partiya me dike mijara gotûbêjê pêşkêşî raya gelê Kurdistanê yê welatparêz dikin.

PDK-Bakur

KÜRD SİYASİ PARTİLERİ VE KURUMLARININ GAYRİMEŞRU TOPLULUKLARI DİKKATE ALMAMASI ÜZERİNE PARTİMİZİN BEYANATI

08.04.2017 

Kamuoyunun çok iyi bildiği gibi partimiz PDK-Bakur 11. Kongrede aldığı kararı uygulamak için 25.03.2017 tarihinde Diyarbekir şehrinde 12. Kongresini toplamıştı. Kongrede partimizin yeni dönemdeki siyaseti belirlendiği gibi yeni parti yönetimi de seçilmişti.

Kongre Sonuç Bildirgesi’nde Kürdistan’daki siyasi organizasyonlara seslenilerek, eski yönetimin gayri meşru olduğu ve partimiz adına eski yönetimle ilişkiye girilmesinin siyasi kurallara aykırı olduğu hususu ifade edilmişti. Buna rağmen Kürt siyasi hareketlerin, partimiz adına parti talimatlarını tanımayan ve kongreden sonra partimizi temsil yetkisi kalmayan eski yöneticilerle ilişkilendiği, ortak basın toplantısı düzenlendiği görülmüştür. Söz konusu Kürt hareketlerine bir kez daha çağrı yapıyoruz; siyasi kurallar ve teamüllere uygun davranın, siyasi anlamda gayri meşru bu topluluğu partimiz adına muhatap almayın.

Bu vesileyle aynı kişilere partimizin temsilcisi gibi yer veren medya kurumlarını da uyarıyoruz; bu sahtekarlığa ortak olmayın, bu davranışınız basın etiğine aykırıdır.

Hukuki anlamda 12. Kongrenin gerekçelerini Kongre Sonuç Bildirgesi’nde detaylı olarak açıklamıştık. Mevcut durumu anlamayanların bildirgeyi tekrar tekrar okumalarını tavsiye ederiz.

PDK-Bakur , 12. Kongreden sonra kendisini var eden milli çizgisine geri dönmüştür. Partimizi temsil etme yetkisi olmayan bu şahısların siyasi anlamda teslimiyetçi yaklaşımları bizi bağlamamaktadır. Yukarıda kendilerine çağrı yaptığımız siyasi hareket ve basın organları kafa karışıklığına neden olmakta ve Kürdistan milli kurtuluş mücadelesine hizmet etmemektedir. Partimizin meşruiyetini tartışmaya açmak için özel çaba sarf eden bu kurumların tutumunu yurtsever Kürdistan halkının takdirine sunuyoruz.

PDK-Bakur

BASINA VE KAMUOYUNA

07.04.2017 

Son günlerde Kerkük’te Ala Rengîn’in resmi bayrak olarak tüm kurumlarda zorunlu hale getirilmesine ilişkin bir açıklama yapmak zorunlu olmuştur. Bilinsin ki  Kerkük  Kürdistan’ın bir parçasıdır. Coğrafi olarak ne Türk anakarası ile ne de Arab anakarası ile bağı yoktur. Türk hükümeti daha önce elinde tuttuğu Kerkük ve genel olarak Musul’a ilişkin hak iddialarından Kürt çoğunluğa sahip olduğu için kendi isteği ile ve özgürce feragat etmiştir. Buna ilişkin Ankara antlaşmasını TBMM 1926’da onaylamıştır. Yani Türk devletinin bir hak iddiası olamaz.  Bağdat ile Kürtler arasında imzalanan 1970 Mart özerklik anlaşmasının bozulmasının temel nedeni de Kerkük şehridir. Kürtlerin o tarihten Raperin ayaklanmasına kadar verdiği yüzbinlerce şehidin temelinde Kerkük vardır. Diktatörlüğü devrilmesinden sonra yürürlüğe giren Irak Anayasa’sının 140. maddesi Kerkük’ün Kürdistan’a bağlanıp bağlanmayacağına ilişkin olarak en geç 2007 yılının son ayında referandum düzenlenmesini emretmektedir. Ancak maddenin uygulanması yıllardır Bağdat hükümetince çeşitli oyunlarla engellenmiştir. Irak iç hukuku bu şekildedir. Bilinsin ki Kerkük tarihi olarak da Sümerlilerin 3000 yıl önceki kitabelerinde o bölgeyi andığı şekliyle bizim Kardaka’mızdır. Yani Kürdistan ülkesidir. Coğrafya, hak, uluslararası hukuk ve tarih böyle bu şekildedir. 

Kerkük İl Meclisi ve sayın Valisi’nin Kürdistan bayrağını göndere çekmesi tarihi, coğrafi ve hukuki bir hakkın tesliminden başka bir şey değildir. Hal böyle iken Türk hükümetinin Kerkük nedeniyle Kürdistan hükümeti ve sayın Barzani’yi tehdit etmesi kabul edilemez. Üstelik bu hükümet her vesileyle serbest seçim ve milli iradeden bahseden bir hükümettir. O halde Kerkük halkının iradesini temsil eden Kerkük meclisinin kararından neden rahatsızdır. Türk hükümeti kafa karışıklığı içindeyse TBMM’nin onayladığı ve seleflerinin de altında imzasının olduğu Ankara Anlaşmasını çıkarıp tekrar okuyabilir. Kerkükteki Türkmen kardeşlerimizin milli haklarının Kürdistan hükümetince gözetileceğine ilişkin en ufak bir şüphemiz yoktur. Zaten böyle yapmazsa en başta biz Kürt halkı karşı çıkarız. Türk hükümeti Kerkükteki Türkmen kardeşlerimiz için endişeleneceğine kendilerinin halihazırda yararlandığı milli hakların bir kısmını (örneğin anadilde eğitim öğretim hakkını) ülkesinde yaşayan ve Türk olmayanlara tanırsa kendi iç sorunlarının bir kısmını belki çözebilir. Bu vesileyle Kürdistan hükümetini ve halkını hedef alan, hak iddiasından bile yoksun, kaba tehdit dili kabul edilemez.  

Bu arada her vesileyle kendilerini Kürdistani parti ve Barzanici diye tanıtan, bundan geçinen,  gerçekte ise Türk hükümetinin kuyrukçuluğunu yapan oluşumların bizzat Kürtlere ve Barzani’ye yönelen bu tehditlere sessiz kalmasını nitelikli susma diye değerlendiriyoruz. Bu bir tercihtir.

Herkes bunların gerçek yüzünü görsün. Saygılarımızla 

PDK-BAKUR