Skip to content Skip to left sidebar Skip to right sidebar Skip to footer

Author: admin

PDK-BAKUR’UN BOYKOT KARARI VE “KURDİSTANİ İTTİFAK”

08.05.2018

Kürdistan topraklarındaki varlığı dahi gayri meşru olan bir devletin gerçekleştireceği seçimler de sözde ve gayrimeşrudur.

Sömürgeci TC devleti 24 Haziran’da hem parlamento üyeleri hem de cumhurbaşkanlığı için erken seçime gitme kararı aldı ve seçim süreci başladı. Partimiz PDK-Bakur, anti sömürgeci siyasi çizgisine uygun olarak boykot tavrını kamuoyuna duyurdu. Ancak, seçim gündeminin gerek Kürdistanlı siyasi gruplar gerekse halkımız arasında yoğun tartışmalara ve yer yer bazı spekülasyonlara yol açması üzerine, bu tutumumuzun hem halkımız hem de diğer ilgililer tarafından daha iyi anlaşılması amacıyla daha detaylı bir açıklama yapma ihtiyacı doğmuştur.

Sömürgeci TC devletinin Kuzey Kürdistan’daki varlığı gayrimeşrudur. Nitekim TC’nin Kürdistan’daki varlığı silahlı güçleri ve savaş aygıtı sayesinde mümkün olabilmektedir. Cumhurbaşkanlığına, yani işgal ordusunun başkomutanlığına adaylığını koyan Demirtaş dâhil olmak üzere hiçbir Kürdistanlı siyasetçi bu tespitimize karşı çıkamaz. Ayrıca evrensel hukuka göre, halkın onayı olmaksızın bir ülkede hüküm süren devlet sistemleri gayri meşrudur. Nasıl ki, bir parti veya dernek yönetimi üyelerinin rızasına muhtaçsa, hükümran devlet sistemleri de halkın rızasına muhtaçtır. Bir Türk ulus devleti olan TC, Kürdistanlıların devleti değildir, Kürdistanlılara rağmen Kürdistan’da varlığını devam ettirmektedir. Bu yüzden, halkımıza silah zoruyla kendisini dayatan bir devletin yöneticilerinin seçimini meşru olarak nitelendirmek mümkün değildir.

Siyasi anlamda boykot, insanlarımız ve ülkemiz üzerinde zora dayanarak tahakküm kuran sömürgeci sistemle köprüleri yıkmak ve onu mahkûm etmek anlamına gelmektedir. Elbette ki bir veya birkaç seçimle yüzde yüz başarı elde etme olanağı yoktur. Boykot bir yönüyle bizi bireysel olarak sömürgecinin kirliliğinden korurken diğer taraftan Kuzey Kürdistan’ı yakıp yıkan, bağımsızlık referandumu sonrası güneyli halkımızı açlıkla tehdit eden, Efrin’i işgal eden ve dünyanın hiçbir yerinde bağımsız Kürdistan’a izin vermeyeceğini deklare eden sömürgeci devletin halkımız tarafından mahkûm edilmesi anlamına gelecektir.

Ayrıca belirtmek gerekir ki, sömürgeci sistem iktidarı ve muhalefetiyle bir bütündür. Bu sistemin parçası olanlar dâhil oldukları sistemin dışında düşünülemezler. Bu sistemin ise halkımıza gün yüzü göstermeyeceği aşikârdır. Sömürgeci sistemin partileri arasındaki çelişkilerden biz Kürdistanlılar için bir yarar doğmaz. TC tarihi boyunca değişen sayısız iktidarın Kürdler ve Kürdistan hakkındaki siyaseti her zaman aynı olmuştur. Bugünkü iktidar da, döne dolaşa öncülü Kemalistler gibi inkâr ve imha politikasına demir atmış, yarın iktidara aday olanlar ise bundan fazlasını vadetmiyorlar.

Dünyanın hiçbir yerinde ulusal kurtuluş mücadelesi veren halklar sömürgecilerin parlamentosu üzerinden özgürleşmemiştir. Kürdistan’da bu durumun farklı olacağını düşünmek için de ortada bir neden bulunmamaktadır. Kaldı ki, bazı Kürdistanlı siyasiler defalarca ve büyük umutlarla sömürgecilerin parlamentosuna girebildiler, ancak, her defasında sonuç yıkım oldu.

Bu seçim döneminde kendisini “Kürdistani İttifak” olarak isimlendiren ve PAK, T-KDP, PSK, Platform ve Azadi Hareketi’nden oluşan üç parti ve iki çevrenin meydana getirdiği bir ittifak oluşumu HDP çatısı altında seçime girmeye çalışmaktadır. Ortaya koydukları bu tavır sürpriz değildir. Partimiz, daha evvel de Kürdistani söylemlerle ortaya çıkan kimi çevrelerin özünde Türkiyeci olduklarını, ulusal sembolleri kullanarak kendilerini kamufle etmeye çalıştıklarını, hatta ulusal talepler konusunda HDP’den bile daha geri bir noktada durduklarını ifade etmişti. Zaten, bilindiği gibi bu grupların bir kısmı geçmişte AKP’yi diğer bir kısmı ise CHP’yi desteklemiş, ancak karşılığında bu iki Türk partisinden de herhangi bir iltifat alamamışlardı.

Daha düne kadar HDP’yi Türkiye partisi olduğu için eleştiren, onu hendeklerde ölen gençlerimizin sorumlusu olarak gören, Güney Kürdistan’ın bağımsızlığına karşı oldukları için onlarla bir araya gelmek istemeyen, genel başkanları Sayın Barzani’ye dil uzattığı için onu düşmanlaştıran, ama bugün HDP üzerinden sömürgecilerin parlamentosuna girebilmek için adeta kapı pencere kıran bu gruplara Kürdistan halkı itibar etmemelidir. Üstelik bu şuursuz heveslerini ‘Kürtlerin ittifakı’ gibi bir yaftayla öretmeye çalışmaktalar. Oysa işin doğrusu, ortada bir ittifak değil iltihak vardır. Çünkü HDP ne programını ne de başkanını değiştirmediği gibi halkımızı sömürgecilere kırdıran, sömürgeci sistemin ülkemizde yeniden organize olmasına yardımcı olan söylem ve pratikleri konusunda bir özeleştiri dahi vermiş değildir. Üstelik bu grupların yayımladığı ve daha sonra HDP’ye sunduğu ittifak metninde Kürdistanlıların ulusal taleplerini yansıtan tek bir madde dahi yoktur. Metin HDP programının bir karikatürü gibidir. Bu metinle, HDP’ye zımni olarak programınızı kabul ediyoruz, talepleriniz taleplerimizdir, denmiştir.

Partimiz PDK-Bakur’a göre, sömürgeciler bu grupları kullanarak yurtsever halkımızı kendi sistemlerine eklemleme gayesi içerisindedir. Gösterdikleri adres ise Türkiyeciliğin kalesi HDP’dir. Halkımız, hendeklerde gençlerimiz öldürülüp şehirlerimiz yakılıp yıkılırken, Kerkük ve Efrin işgal edilirken bir araya gelmeyen, o felaketi durdurmak için HDP’nin kapısına dayanmayanların bugün ‘Kürdlerin birliği’ sözlerine kanmamalıdır. Çünkü ne yazık ki ortada bir Kürd birliği yoktur. Olan bitenin izahı, siyasi sermayelerinin tamamını bir defalık Türk milletvekilliğine tahvil etmeye çalışan bir grup insanın varlığıdır. Bu durum, Kürdistan davası adına hem üzüntü hem de utanç vericidir; bu utanca ortak olmayacağız.

Siyasetin yalnızca seçimlere katılmakla yapılabileceği düşüncesi sistem tarafından bilinçli olarak üretilmektedir. Bütün ulusal kurtuluş mücadelesi veren halklar gibi Kürdistan halkı da anti sömürgeci ilkelere ters düşmemesi şartıyla dilediği metodu kullanma hakkına sahiptir. Partimiz bir seçim partisi olmadığını tarihi boyunca defalarca deklare etmiştir. Partimiz programına uygun biçimde, Kürd ulusunun kendi geleceğini belirleme iradesini örgütlemeyi önüne amaç olarak koymuştur. Yasal partimiz bu amaca ulaşmak için bir araçtır. Anti sömürgeciliği ilke olarak benimseyen partimiz, ulusal-devrimci ideolojiye uygun bir paradigmayı Kürdistan’da hâkim kılma çabasındadır. Bu çaba, bağımsızlık ve özgürlük idealine inanan Kürdistanlıların enerjilerini örgütlü bir güce dönüştürmeye yöneliktir.

Kürdistanlılar seçeneksiz değildir. Kürdistani olma iddiasında olan herkese sesleniyoruz; sesimizi dosta da düşmana da duyurmak istiyorsak, gücümüzü göstermek istiyorsak, gelin hep birlikte sömürgecilerin bize dayatmaya çalıştığı bu sözde seçimleri boykot edelim. Gelin Kürdistan halkı olarak hep birlikte kendi geleceğimizi kendimiz belirleyelim.

PDK-BAKUR

KUZEY KÜRDİSTAN DEMOKRAT PARTİSİ

8. KONGREYA PARTIYA MAF Û AZADIYÊ HAKPAR YA AMEDÊ DE SER NAVÊ PDK – BAKUR AXAFTINA BERDEVKÊ PARTIYA ME BIRÊZ HEMÎDÊ SMAÎLAXA

04.05.2018

Kongreya Bajarê Diyarbekir Ya Partiya Maf û Azadiyan HAK-PARê.

Beşdarên granbuha ev dem û hemî demên we xweş bin.

Kongreya we di demeke ku li her aliyê welatê me, Miletê Kurd û hemî Kurdistanîyên cînişên Kurdistanê tûşî êş û azarên gran dibin de, pêk tê.

Di gel ku Kongreya we li Bajarê kevnar li Diyarbekrê pêk tê jî lê belê li hemberî van rûdan û berfirehbûnan mirov dibêje belkî axa miriya li ser Bakurê welatê me hatibe bêjingkirin, bêdengiyeke mezîn xwe berdaye ser tevaya hêz û rêxîstînên Bakur. Desthilatdariya dagirker, ji avabûna vê komara bêserûber heta nuha polîtîkaya xwe ya tunekirin û tune lı qelemê dana Kurd û Kurdistanê ji rojeva xwe dernexistiye. Ji destpêka avakirina vê komarê ve, Kurdistanî her di nav rewşeke awarte de dijîn, lê dubare bi navê reşa awarte, ew kurtêlên demokrasiya bejik jî, bi carekê ji ortê hatine rakirin. Ne bi tenê di nava tixûbê dîyarkirî de, Dagirkerên Bakurê Kurdistanê, Dewleta Tirk, li derveyî sînorên xwe jî, li hemberî her cûrê bidesxistin û pêkhatinên Kurd û Kurdistanê, dujminayiyeke kesnedî daye ber xwe, bê perwa, bi tevaya hêz û karîna xwe agir dibarîne.

Duhî, li hemberî giştpirsiya li Başûrê Kurdistanê, bi dagirkerên li Tehran û Bexdayê re tevdigeriyan, îro jî li Rojavayê Kurdistanê, êrîşî tevaya şaneyên Kurdistanî dike. Sibe li ser heyvê jî guman û hêviyeke Kurd-Kurdistaniyan ya hin bidestxistinan peyda bibe, bê guman dê êrîşî wan jî bike.

Dil dixwest, di vê derfeta axaftinê de, em li ser pirsên çareseriyê, li ser kelecana 25ê Îlonê rawestin, wê şîrove bikin, dersan jê derxînin.

Di 25ê Îlonê de Kurdan li Başûrê Kurdistanê û heta bi Kurdên li dijî serbixwebûnê di nav de dîrok xemîlandin. Di dîroka Kurdistanê de Kurdan cara yekê ku pirraniya nêzî tevaya Kurdistaniyan, dilxwaz û dildarên serbixwebûnê, di konsensuseke neteweyî de pêk hatin, li hev kirin, bi yekdengî, di bin çavdêriya pisporên navneteweyî de, bi dengdaneke bi serfîrazî, giştpirsiyeke hevdem pêk anîn. Ji sedî nodûsisiyên Kurdistaniyan bi dengê erê tapoya welatê xwe, welatê bav û kalan, Tapoya Başûrê Kurdistanê raberî raya giştî ya cîhanê kirin.

Mixabin di berbanga serbixwebûnê de, hin rûdanên ku kesî hêvî nedikir rû dan. Ji we hêjayan teva diyar e ku di dîroka Kurdistanê de, xiyaneteke herî mezin û dijwar pêk hat. Kerkûk û gelek deverên bi xwîna pêşmergeyên dîlşêr hatibûn rizkargirin, radestî dujminan bû.

Beşdarên hêja! Em bi hûrbînî li ser vê yekê rawestin û tevaya karîn û zanîna xwe li çawayî û çendayiyên vê îxanetê xerç bikin, tirsa mezin ew e ku em dê erk û berpirsiyariyên xwe yên neteweyî, di bin bandora vê xiyanetê de ji bîr bikin û bi tenê bi gilî û gazinan dakevin.

Belê divê em rûreşîya hatiye kirin ji bîr nekin, lê di heman demê de, bidin zanîn, têbikoşin ku ew GIŞTPIRSÎ rast e belgeya rêya serbixwebûna welêt e.

Li Rojhilatê Kurdistanê cengawer û canbêzarên Kurd, li hemberî desthilatdariya nijadperestan, ji bo doza xwe ya pîroz sînga xwe kirine sîper, ji nû ve hilkişiyane çiyayên Kurdistanê. Hêvî ji çiyayan bilindtir kirine. Li şûna darizandin, dadkirinên bê serûber, bi sedan li sêdarê bihêne dan, Pêşmergeyên Rojhilatê, ji mirinê re dilîrînin.

Wa ye li Rojavayê Kurdistanê her ew senaryoya firotina Kurdistanê bi rengekî din di rojevê de tê bicîhkirin. Bi navê Kurd û Kurdistaniyan qaşo li hemberî êrîşên Dewleta Tirk, Dagirkerên li Şamê weke xelaskerên pîroz têne xemilandin û pêşkêşî dunyayê, tê kirin. Ne bi tenê hêzên dagirker yên ser bi desthilatdariya Îranê ve her weha ew hêzên dagirkerên Kerkûkê, yên şîa, yên Heşda şîî wek leşkerên pîroz ku di hawara kurdistanê de hatine, pêşkêşî gelê me û cîhanê tê kirin.

Gelî Ciwanik û Ciwamêran, beşdar û birêvebirên Kongreyê, barê neteweyî barekî gran e, belê hêvî ji tevaya astengiyan bilindtir e. Weke bavê mezîn Mustafa Barzanî gotiye: di şkestinan de bêhêvî bûyin û di biserketinan de ji ser xwe çuyin divê di deftera me de cîh negire.

Naskirina nexweşiyê nêviyê dermankirinê ye. Di vê tevliheviya mezin de, pêdivî û pêwîstiya Miletê Kurd bi hevgirtinê û pevxistina hestên neteweyî ji hemî demê bêtir e. Bi taybetî mejiyê teze, xebata cwanan, di tekoşîna rizgariyê de, çaresaz e, pêwîst e, bibênebê ye.

Bi hêviya ku axa miriyan ya bi ser Bakurê Kurdistanê ve hatiye dakirin, bi herife û bi hêviya ku em bi hev re xurttir in bibe dûrişma hemî hêz û kesayetiyên Kurdistanê yên Kurdistanî, Kongreya we ji dil Pîroz dikim.

Biserketin her para Kurd û Kurdistaniyan be

Bijî Pêşmerge!

Bijî Serbixwebûn

Her bijî Kurd û Kurdistan​

Hemîdê Smaîlaxa, Diyarbekir

PDK-BAKUR

KÜRDİSTAN KAMUOYUNA ZORUNLU AÇIKLAMA

02.05.2018

24 Haziran 2018 günü gerçekleştirileceği ilan edilen Türk parlamentosu ve devlet başkanı seçimlerine bazı Kürdistanlı parti ve grupların birlikte katılmak amacıyla ittifak çalışmaları içerisinde olduğu bilinmektedir. Bu siyasi grupların bir bölümü HDP çatısı altında seçimlere katılacağını açıklarken, Partiya Sosyalîst a Kurdistan, Partiya Azadî ya Kurdistan, Platforma Demokratên Kurd ve Hereketa Azadî sözcüleri de Kürdistan İttifakı adı altında seçimlere bir şekilde katılacaklarını deklare etmiş bulunmaktadır.

PDK-Bakur olarak, Kürdistanlı siyasal parti ve grupların kendi aralarındaki diyalog ve işbirliği çabalarını memnuniyetle karşıladığımızı vurgulamak isteriz.

Ancak, kamuoyunda yanlış bir algı oluşmaması için partimizin Türkiye seçimleri ile ilgili ilkesel tutumunu bir kez daha beyan etmekte yarar olduğunu düşünüyoruz. PDK-Bakur, Kürdistanlıların her alanda işgalci devletler ile arasına olabildiğince fazla mesafe koyması gerektiğine ve bu devletlerin Kürdistan’daki işgalini meşrulaştırmaya yarayacak her türlü eylemden uzak durması gerektiğine inanmaktadır. Bu nedenle, Türk devletinin başkanının veya parlamento üyelerinin belirleneceği seçimlere Partimiz geçmişte olduğu gibi bugün de ilkesel olarak katılmamaktadır. Dolayısıyla, söz konusu seçim ittifakı görüşmelerinde PDK-Bakur yer almamaktadır.

Ancak, PDK-Bakur, yine ilkesel olarak, yerel yönetimler için ulusal karaktere sahip Kürdistanlı adayların seçilmesini daima savunmuş, böyle adayları etkin bir biçimde desteklemiş ve bundan böyle de desteklemeye devam edecektir.

Kürdistan kamuoyuna ve ilgili taraflara saygı ile duyurulur.

PDK-Bakur

DAXUYANIYA PDK-BAKUR YA DI DERBARÊ HILBIJARTINÊN TIRKIYÊ DE

30.04.2018

Wekî partiyeke Kurdistanî, demokratîk û serxwebûnxwaz, PDK-Bakur helwesata xwe ya di derbarê hilbijartinên dewleta tirk de gelek caran ji raya giştî re eşkere kiriye. Lêbelê ji ber van nîqaşên dawî yên di nav parti, grûb û derdorên siyasî yên kurdan de ku bi helkefta hilbijartinên 24ê Hezîranê tên kirin, em pêwîst dibînin ku carek din helwesta xwe bidin bîra hemî aliyên têkildar.

Dewleta tirk dewletek mêtinger û dagirker e, bakurê Kurdistanê bi darê zorê dagir kiriye û hebûna wê ya li Kurdistanê ne rewa ye. Herweha, dewleta tirk li ser bingeha înkarkirina netewa kurd û axa Kurdistanê hatiyê damezrandin û tunekirina netewa kurd ji bo wê armanca sereke ye. Ev armanca wê jî, ev nêzîkê sed sal in ku, hem di destûr û yasayên wê de û hem jî di kirin û gotinên berdevkên wê de tê eşkere kirin. Desthilatiyên dewleta tirkan yên heta îro, çi partiyên qaşo çepgir bin, çi jî yên rastgir yan jî îslamî bin, di mijara kurd û Kurdistanê de helwesta wan hemiyan her yek bûye, ku ew jî înkarkirin û tunekirina netewa kurd e.

Tirkiye ne dewleta kurdan e. Lewra, hilbijartina endamên parlamentoya dagirkeran û seroke dewleta wan jî ne karê kurdan e. Lewra, tevlêbûna kurdan a hilbijartina parlamantoya dewleta tirkan wê bihêle ku ev rejima dagirker û mêtinger bi destê kurdan xurttir bibe û bête rewakirin. Karê kurdan ew e ku, li ser bingeha doza netewî, yekrêziyê di nav aliyên siyasî yên Kurdistanî de pêk bînin, dengê xwe bilindtir bikin û ji bo bidestxistina mafê desthilatdariyê ya li ser welatê xwe xebat bikin.

Bi tevî van bîr û rayên hanê, PDK-Bakur bawer dike ku hilbijartinên dewleta dagirker jî, di rêya tekoşîna rizgariya netewî de, dikarin wekî derfetek bêne bikaranîn. Aliyên siyasî yên Kurdistanî li ser bingeha mafê çarenûsî dikarin yekrêziya xwe pêk bînin û ji bo boykotkirina hilbijartinên 24ê Hezîranê xebata propagandayê bikin. Ev xebat wê bihêle ku di nav gelê Kurdistanê de hişyarîya netewî bilindtir bibe, û herweha, pirraniya rêjeya boykotê wê daxwaz û viyana gelê Kurdistanê bi awayekî şênber derbixîne holê.

PDK- BAKUR

30 SAL DI SER ENFALÊ RE BUHURÎN

14.04.2018

Di 14 Nîsana 1988 an de, li Başûrê Kurdîstanê, rejîma Baas, pîştî kîmyabarana bi jahrê ya li Helebçeya brîndar, li tevaya Başûrê Kurdistanê dest bi qirkirin û cîhêlkirinê kir. Bi giranî li devera Germiyan û li derdora Çemçemalê, deverên xaza suriştî û neft lê heyî, ketober xelk dane hev, kom kirin, bê serûşûn wendakirin, avêtîn çalên bêbinî, dane ber gulleyan, pirrên wan bi saxî hatin binaxkirin.

Ji 14 Nîsana 1988 heta bi pêla 3 emîn ya “Enfal”ê, 9ê Hezîranê, nêzî pênc hezar gundên Kurdistanê hate hilweşandin, (1800) hezarû heyştsed dibistan, sêsed nexweşxane, sêhezar mizgeft û 27 dêr û Kenişt hatin werankirin, hilweşandin. Di rastiyê de destpêka van qirkirinan ji 1986 an ve dest pêkir û heta bi 1989 an bi 8 qonaxan hate ajotin. Di encamê de ji (182000) sed û heyştê û du hezaran bêtir.

Kurdistanî hatin kuştin û bi milyonan ji cîh û warên xwe hatin bidûrxistin. Helbet ev ne buhara yekem bû ku li Kurdistaniyan hate herimandin û dê ne ya dawîn be jî. Ger em rojên reş bihejmêrîn, bi dawîn nayên û em firmêskan li ser bibarînin çav têrê nakin. Rojên reş nayêne jibîrkirin. Bi tenê bibîranîn û firmêsk barandin jie care ye, ew naçarîyê ye.

Îro jî axa welatê me sincirîye, şerê balindeyên biyaniyan li ser genimên me ye. Derman hizrû bîra neteweyî û têkoşîna jibona serbixwebûn û azadiya welatê me, Kurdistanê ye. Avakirina Kurdistana serbixwe û azad dikare dawiyê li hemi karesat û komkujiyan bîne.

30 Sal di ser “ENFAL”ê re buhurîn. Hê jî dayikên me firmêskan dibarînin. Hê jî bi hezaran gorbuhiştên me bê serûşûn şopwenda ne. Wek Têkoşerê gorbuhişt Beytar Nûrî Dêrsimî jî gotiye:

“Bê hejmar cangoriyên Kudistanê bê gorr in. Ew ji me beryadekê, abîdeyekê dixwazin. Ew beryad avakirina Kurdistana serbixwe û azad e”.

Ey dujmin: Em bi qirkirinê nayêne wendakirin. Miletê Kurd û hemî dilxwaz û dildarên Kurdistanê dizanin ku derman û çareserî bi giştpirsiya 25ê Îlonê ji tevaya Cîhanê re hate pêşkêşkirin. Her weha xiyaneta 16 yê Cotmehê û lîstika li ser Efrînê û hemî xaka Kurdistanê êdî rêya serbixwebûnê bêtir ronî dike ku Kurdistan serbixwe û azad nebe dê herûher bibe qada şer û nexweşî û xiyanetê

Em bi dijwarî li hemberî hemî karesat û komkujiyên li Kudistanê dengên xwe bilind dikin. Û dibêjin: Kiryar û berpirsên ENFAL, Kîmyabarana Helebçeyê û Komkujiya (8000) Heyşthezar Berzaniyan Dewleta Iraqê ye û divê di Dadgehên Navneteweyî de bihêne darizandin.

PDK-Bakur

NEWROZ PÎROZ BE GELÊ ME YÊ TÊKOŞER

21.03.2018

Gelê Kurdistanê carek din di rewşeka gelek xembar de pêşwaziya cejna Newrozê dike. Ew êrîşkariya hovane ya dewleta tirkan ya van du mehên dawî, mixabin bi dagirkirina herêma Efrînê ya rojavayê welatê me encam da. Niha ew herêm bi destê artêşa tirkan a dagirker û çeteyên xwefiroş tê wêrankirin, gelê me tê koçber kirin û malê wan tê talankirin.

Balkêş e ku, bi tevî ku vê êrîşakariya hovane û bêperwa ya dewleta tirkan li pêş çavên hemî cîhanê qewimî, wan dewletên ku xwe wekî xwediyên nirxên demokarsiyê û mirovayêtiyê dibinin, bes temaşa vê destdirêjiyê kirin, çav û guhên xwe li kuştina bi sedan sivîlan girtin. Dewleta tirkan ne hat sekinandin ne jî hat şermezarkirin.

Dagirikirina Efrînê, herwekî ya Kerkûkê, carek din eşkere kir ku mêtinger tu car naxwazin rê li ber azadiya kurdan vebe û ji bo astengkirina vê yekê amade ne ku kiryarên herî qirêj û bêperwa pêk bînin. Lê divê her kurdek êdî vê rastiyê baş bibine ku, dema berdevkên dewleta tirkan hebûna siyasî ya kurdan wekî “pirsa man û nemana dewleta xwe” binav dikin, ji alî xwe ve rastiyê dibêjin.

Rast e, hebûna kurdan, ango dewletbûyîna parçeyek ji axa Kurdistanê jî, wê bibe destpêka hilweşandina van dewletên dagirker û faşist.

Gelê Kurdistanê di têkoşîna xwe ya dîrokî ya rizgariyê de gelek karesatên mezintir û xirabtir derbas kiriye û dîsan jî li ser piyan maye. Lewra, herçend şikestina Efrînê niha li seranserê Kurdistanê bûbe cihe xemgîniyê jî, di dawî de şikestina mezin wê bibe para dagirkeran.

Piştî van rûdanên dawî , divê gelê Kurdistanê Newroza îsal wekî helkefta pêkanîna yekrêziya netewî bibîne û ji bo têkoşîneka dijwar xwe amade bike. Lewra divê neyê jibîrkirin ku Newroz ji bo kurdan salvegera serhildana Kawayê Hesinker e, û roja rizgarbûna gelê me ye.

PDK-BAKUR

PARTİMİZİN EFRÎN SALDIRISI İLE İLGİLİ AÇIKLAMASI

21.01.2018

20 Ocak akşamı sömürgeci TC ordusu Güneybatı Kürdistan’ın Afrin şehri ve çevresine yönelik askeri bir harekât başlatmıştır. Türk devletinin açıklamalarının aksine, hiçbir hukuki veya meşru dayanağı olmayan bu eylem bir işgal girişiminden başka bir şey değildir. Kuzey Kürdistan’da sömürgeci konumda bulunan TC, Güneybatı Kürdistan’a karşı giriştiği bu işgal harekâtını bir başka sömürgeci güç olan Suriye devletinden icazet alarak meşrulaştırmaya çalışmaktadır. Oysa, Kürdistan’da Kürdistanlılar dışında hiç kimse söz sahibi değildir ve olamaz.

Sömürgeci TC devletinin bu işgal girişimi, 16 Ekim gecesi Irak Sömürgeci devletinin başlattığı ve Germiyan, Kerkük ve Ninova bölgelerinin işgal edilmesiyle sonuçlanan operasyondan ayrı düşünülemez. Afrin’i işgal etme girişimi, Kürdistan halkının kendi ülkesinde iktidar olma iradesine karşı gerçekleştirilen uluslararası tasfiye planının ikinci aşamasıdır. Uluslararası güçler Güney Kürdistan’da yaşanan Ekim komplosunda olduğu gibi bugün Güneybatı Kürdistan halkına karşı devreye sokulan bu işgal girişiminden de sorumludurlar. Ancak bilinmelidir ki, onurlu Kürdistan halkı, bir yandan DAİŞ karanlığına karşı savaşarak diğer yandan sömürgeci devletlerin her koldan yürüttükleri saldırıları püskürterek elde ettiği kazanımları tasfiye etmek amacını taşıyan bu komplonun bir parçası olan söz konusu uluslararası güçleri asla affetmeyecektir.

Anlaşıldığı üzere, Güneybatı Kürdistan’daki işgal hayalleri Afrin bölgesiyle sınırlı değildir. Sömürgeci TC, Güneybatı Kürdistan’ın tümünde yönetimin sömürgeci Suriye devletine devredilmesini sağlamak veya ülkemizin bu parçasında “tampon bölge” adı altında kendi kontrolünde bir alan yaratmak istemektedir. Dolayısıyla, Güneybatı Kürdistan’ın Afrin dışındaki bölgelerine yönelik sömürgeci saldırılar olabileceği değerlendirilmektedir.

Ancak, Kürdistan halkı geçmişte Kobanê örneğinde olduğu gibi, ulusal birlik duygusuyla bugün yaşanan bu pervasız işgal girişimine de karşı koyacak ve bunu da püskürtmeyi başaracaktır.

Partimiz PDK-Bakur, Güneybatı Kürdistan’ın savunulması için yönetimi elinde bulunduran PYD’ye bütün Kürdistani tarafların içinde yer aldığı ulusal bir ordunun yaratılması için gerekli adımları atması çağırısında bulunurken, ülkemizin bu parçasında ulusal bir siyasetin hâkim olması konusunda ENKS’nin de daha fazla gayret göstermesini beklemektedir.

PDK – Bakur

DAXUYANIYA PDK-BAKUR YA DI DERBARÊ ERDHEJA LI KURDISTANÊ

14.11.2017

Erdheja ku li şeva 12yê Mijdarê li başûrê Kurdistanê rû da, bandorek mezin a wêrankar li cîwarên başûr û rojhilatê Kurdistanê kir. Diyar bû ku di gel xisara madî, mixabin bi sedan kuştî û herweha bi hezaran birîndarên me hene. Bila sere gelê me sax be.

Ji bilî vê, li bajar û navçêyên rojhelat û başûrê Kurdistanê, bi sedhezaran welatîyên ma niha nikarin li malên xwe bimînin û pêwistê alîkariya sitarê û xwarinê ne.

Ev bobelata siruştî di serdemek wisa de rû da ku Kurdistan ji aliyê siyasî ve jî di rojên giran re derbas dibe. Ji ber vê yekê, ev erdhej divê wekî helkeftek bête dîtin da ku kurd nîşanê hemî cîhanê bidin ku ew çawa wekî netewek tevdigerin û li xuşk û birayên xwe xwedî derdikevin.

Lewra, em bang li hemî gelê Kurdistanê û her Kurdistanîyek li seranserê cîhanê dikin ku bi rêka saziyên wek Dezgeha Xêrxwaziya Barzanî bila alîkariya xwe bigihînin xuşk û birayên xwe yên li deverên bandorbar.

PDK-BAKUR

BASINA VE KAMUOYUNA

26.10.2017

Güney Kürdistan halkının açık ve meşru bir ortamda gerçekleştirilen referandum sonucunda ezici bir çoğunlukla ortaya koyduğu bağımsızlık iradesine karşı Bağdat hükümeti, eski Baas rejimini aratmayacak şekilde, Kürdistan halkının tüm kazanımlarını yok etmek amacıyla saldırıya geçmiş, cahşların da yardımıyla tarihi, coğrafi ve demografik olarak Kürdistan’ın parçası olan Kerkük başta olmak üzere Kürdistan topraklarının bir kısmını işgal etmiştir. Bu işgal operasyonuna Türk ve Fars devletlerinin de ortak olduğu ve Bağdat’a açıktan destek verdiği ortadadır. Her zaman olduğu gibi, Kürdistan söz konusu olduğunda kendi aralarındaki çelişkileri bir kenara bırakan sömürgeciler bir kez daha halkımıza karşı birleşmişlerdir.

İşgal operasyonu sırasında vahşeti bir yöntem olarak tercih eden İran destekli Haşdi Şabi ve Irak ordusu yüzlerce sivil Kürdistanlıyı katletmiş, yüzbinlercesini de mülteci durumuna sokmuştur. Sömürgecilerin Kürdistan’da yarattığı vahşetin sonuçları insan hakları örgütlerinin raporlarına yansımıştır. Uluslararası hukuktan kaynaklanan haklarını kullandığı için Kürdistan halkı bu vahşetle karşı karşıya kalırken Batılı devletler ise insan hakları, demokrasi ve hukuk gibi kavramları unutarak bu işgali uzaktan izlemekle yetinmişlerdir. Ancak, bilinmelidir ki bu ikiyüzlü tutumlarından umdukları kazancı elde edemeyeceklerdir. Kürdistanlılar katliam tehlikesi nedeniyle geçici olarak terk etmek zorunda kaldıkları topraklarındaki zenginlikleri başkalarının yağmalamasına izin vermeyecektir.

Tüm bu olumsuz şartlara rağmen, Güney Kürdistan liderliği ve kahraman Pêşmerge orduları, karşılaştıkları bu büyük badirenin ve ihanetin şokunu kısa sürede atlatmış ve şu anda kısıtlı olanaklara rağmen her cephede işgalcilere en sert cevabı vermektedir. Dört parçadan Kürt gençleri de Güney halkımızı ve Pêşmerge’yi haklı mücadelesinde desteklemek amacıyla seferber olmuştur.

Sömürgeciler bilmelidir ki, halkımız bir milim vatan toprağını dahi düşmana bırakmayacak ve meşru haklarından da asla taviz vermeyecektir. Kendi kaderini tayin hakkı doğuştan gelen tabii bir haktır. Bu hak vazgeçilemez, devredilemez, feragat edilemez ve bir defa kullanmakla tüketilmez bir haktır. Bu hakkın şu veya bu anayasada yazılıp yazılmamasının hiçbir önemi yoktur. Kukla Bağdat rejimi dâhil bu meşru hakkı gasp etmeye yeltenecek her zorba tarih boyunca olduğu gibi karşısında dirençli Kürdistan halkını bulacaktır.

Ayrıca, büyük bir dirayet ve liderlik örneği ortaya koyarak içeriden ve dışarıdan gelen tüm engelleme çabalarına rağmen halkımızın bağımsızlık iradesini ortaya koymasını sağlayan ve şu anda da işgalcilere karşı verilen savaşta Kürdistan ordularına komuta eden Başkan Mesud Barzani’nin özellikle içinden geçtiğimiz şu kritik dönemde her zamankinden daha fazla desteklenmesi gerektiğine inanıyoruz. Kürdistan ulusal özgürlük mücadelesi bu badireyi atlatabilecek deneyime ve olgunluğa sahiptir. Halkımızın umutsuzluğa kapılması için hiç bir neden yoktur.

PDK-Bakur olarak Güney Kürdistan’ın ortaya koymuş olduğu özgürlük ve bağımsızlık iradesini sonuna kadar desteklediğimizi bir kez daha ilan ediyor ve dört parçadaki tüm halkımızı ulusal kazanımlarımıza sahip çıkmaya, bu yolda tüm olanaklarını seferber etmeye çağırıyoruz.

YAŞASIN BAĞIMSIZ KÜRDİSTAN!

YAŞASIN KAHRAMAN PEŞMERGELERİMİZ!

PDK-BAKUR

KUZEY KÜRDİSTAN DEMOKRAT PARTİSİ

SERSAXÎ

24.10.2017

Cîgirê berê yê serokê Partiya Demokrata Kurdistanê (PDK) Elî Ebdullah îro li Hewlêrê koça dawî kir.

Sibeha Îro 24-10,2017, cîgirê berê yê serokê PDKê Elî Ebdullah, ku yek ji endamê dêrîn ê PDK û damezirênerê vê partiyê bû, di temenê 95 saliyê de li nexweşxaneyekî Hewlêrê koça dawiyê kir.

Elî Ebdullah ev çend sal bûn nexweş bû. Ebdullah di serdema Mela Mistefayê nemir de cîgirê serokê PDKê bû û piştre jî di çend kongreyan de weke cîgirê serok hate hilbijartin.

Elî Ebdullah kî ye:

Sekreter û cîgirê berê yê serokê PDKê Elî Ebdullah di sala 1922 li Koyê jidayîk bûye.

Peymangeha Endazyariyê li Bexda xwendiye. Desteya damezrêner a Partiya Rizgarî bûye.

Di 16ê Tebaxa 1946ê de bûye endamê polîtbûrûya PDKê. Di kongreya 9emîn a sala 1979ê bûye sekreterê PDKê.

Di kongreya 11ê ya PDKê ya sala 1993ê de bûye cîgirê serokê PDKê. Di kongreya 13emîn a PDKê de, ku di dawiya sala 2011ê de hate sazkirin, ji ber nexeşiyê dest ji posta xwe berda.

Roja 24-10-2017ê li nexweşxaneyekê li Hewlêrê koça dawiyê kir.

Em wekî PDK BAKUR,

di serî de ji Serok Mesud Mistefa Barzanî, PDK, gelê Kurdistanê û malbata gorbihuştre sersaxîyê dixwazin.

Dr. Yusuf Zîya

Sekreterê Giştî yê

PDK-BAKUR